Uzun zamandır içimde biriktirdiğim bir konuyu artık yazıya dökmem gerektiğini hissediyorum. Hayvansever biri olarak özellikle kuşlara, hele hele papağanlara özel bir ilgim var. Bu canlıların zekası, duygusal bağ kurma becerileri ve kişilikleri beni hep büyülemiştir. Fakat Türkiye'de bir papağan sahibi olmak istiyorsanız, karşılaşacağınız zorluklar o kadar fazla ki, bazen keşke hiç bulaşmasaydım diyorum.
Geçtiğimiz yıl yaşadığım bir olay bu konuda bardağı taşıran son damla oldu. İsmini vermek istemiyorum ama İstanbul'un oldukça merkezi bir semtinde, dışarıdan bakıldığında "elit" bir petshop'tan konuşan bir Sultan Papağanı almıştım. İlk başta her şey çok güzel başladı. Kuş gerçekten sağlıklı gibi görünüyordu, renkleri parlak, sesi yerindeydi. Ama evime getirdikten birkaç gün sonra anladım ki bu hayvan uzun zamandır ilgi görmemiş, stresten tüylerini yolmaya başlamış ve en kötüsü de… eğitilmemiş bile.
Petshop’u arayıp durumu anlattığımda aldığım cevap beni şoke etti:
"Abla, papağan işte ne bekliyorsun? Onu da sen eğiteceksin!"
Bu cevabı duyunca önce sessiz kaldım. Sonra fark ettim ki bu sadece bir işletme sorunu değil, bir zihniyet sorunu. Çünkü sadece bu dükkân değil, gezdiğim diğer yerlerde de benzer ilgisizlik, bilgisizlik ve para odaklı yaklaşım hâkim. Hayvanların gerçek ihtiyaçları umursanmıyor. Bilgi desen yok, ilgi desen yok. Sadece vitrinde iyi görünsün yeter!
Çok az sayıda gerçekten işini bilen, hayvanları seven ve bu işi sadece kazanç değil bir sorumluluk olarak gören petshop var. Onlara denk gelmek ise neredeyse piyango gibi bir şey.
İşin trajikomik tarafı, bu petshop’lardan bazıları papağanları hala "konuşturmak için plak dinletin" gibi 90’lardan kalma tavsiyelerle pazarlamaya çalışıyor. Bilimsel eğitim yöntemlerini bırak, papağanın temel ihtiyaçlarını bile bilmeyen kişiler "uzman" diye ortalıkta dolanıyor.
Ben artık her şeyimi internetten alıyorum. En azından hangi mama ne işe yarar, hangi vitamin ne zaman verilir, neyin zararı neyin faydası var; bunları araştırarak doğru bilgiye ulaşabiliyorum. Ama ya bu konuda tecrübesiz, yeni başlayan bir hayvansever olsaydım? Belki de çok daha büyük travmalar yaşardım, hem ben hem hayvan.
Bu yazıyı okuyan biri petshop sektöründe çalışıyorsa lütfen üstüne alınsın. Çünkü bu bir serzeniş değil sadece; aynı zamanda bir çağrı. Bu işi gerçekten layıkıyla yapacak insanlara ihtiyacımız var. Hayvanların oyuncak değil, canlı olduğunu; papağanların sadece "konuşsun" diye alınmadığını; onların da ruh sağlığı, sosyal ihtiyaçları olduğunu hatırlatmak istiyorum.
Bu ülkede hayvan sevgisini konuşuyoruz ama hayvanların yaşama hakkını, kalitesini konuşmuyoruz. Belki de önce bunu değiştirmeliyiz.
Geçtiğimiz yıl yaşadığım bir olay bu konuda bardağı taşıran son damla oldu. İsmini vermek istemiyorum ama İstanbul'un oldukça merkezi bir semtinde, dışarıdan bakıldığında "elit" bir petshop'tan konuşan bir Sultan Papağanı almıştım. İlk başta her şey çok güzel başladı. Kuş gerçekten sağlıklı gibi görünüyordu, renkleri parlak, sesi yerindeydi. Ama evime getirdikten birkaç gün sonra anladım ki bu hayvan uzun zamandır ilgi görmemiş, stresten tüylerini yolmaya başlamış ve en kötüsü de… eğitilmemiş bile.
Petshop’u arayıp durumu anlattığımda aldığım cevap beni şoke etti:
"Abla, papağan işte ne bekliyorsun? Onu da sen eğiteceksin!"
Bu cevabı duyunca önce sessiz kaldım. Sonra fark ettim ki bu sadece bir işletme sorunu değil, bir zihniyet sorunu. Çünkü sadece bu dükkân değil, gezdiğim diğer yerlerde de benzer ilgisizlik, bilgisizlik ve para odaklı yaklaşım hâkim. Hayvanların gerçek ihtiyaçları umursanmıyor. Bilgi desen yok, ilgi desen yok. Sadece vitrinde iyi görünsün yeter!
Çok az sayıda gerçekten işini bilen, hayvanları seven ve bu işi sadece kazanç değil bir sorumluluk olarak gören petshop var. Onlara denk gelmek ise neredeyse piyango gibi bir şey.
İşin trajikomik tarafı, bu petshop’lardan bazıları papağanları hala "konuşturmak için plak dinletin" gibi 90’lardan kalma tavsiyelerle pazarlamaya çalışıyor. Bilimsel eğitim yöntemlerini bırak, papağanın temel ihtiyaçlarını bile bilmeyen kişiler "uzman" diye ortalıkta dolanıyor.
Ben artık her şeyimi internetten alıyorum. En azından hangi mama ne işe yarar, hangi vitamin ne zaman verilir, neyin zararı neyin faydası var; bunları araştırarak doğru bilgiye ulaşabiliyorum. Ama ya bu konuda tecrübesiz, yeni başlayan bir hayvansever olsaydım? Belki de çok daha büyük travmalar yaşardım, hem ben hem hayvan.
Bu yazıyı okuyan biri petshop sektöründe çalışıyorsa lütfen üstüne alınsın. Çünkü bu bir serzeniş değil sadece; aynı zamanda bir çağrı. Bu işi gerçekten layıkıyla yapacak insanlara ihtiyacımız var. Hayvanların oyuncak değil, canlı olduğunu; papağanların sadece "konuşsun" diye alınmadığını; onların da ruh sağlığı, sosyal ihtiyaçları olduğunu hatırlatmak istiyorum.
Bu ülkede hayvan sevgisini konuşuyoruz ama hayvanların yaşama hakkını, kalitesini konuşmuyoruz. Belki de önce bunu değiştirmeliyiz.