Web Analytics
Üst

Konu hakkındaki düşünceleriniz

  • Kullanıcı Nur Nevra
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Sohbetler

Nur Nevra

Kullanıcı
Katılım
4/4/25
Mesajlar
200
Çözümler
13
Tepkime Puanı
222
Puan
43
Konum
İstanbul
Çıktısını almak için birkaç tane makale bulup hızlıca göz atar, eğer ilgilendiğim konuyla alakalı ise kaydederim. Az önce de bunu yaparken bir makaleye denk geldim. Giriş kısmındaki bir paragraf çok hoşuma gittiği için burada paylaşıp hakkında konuşalım istedim. Makalenin konusu papağanların doğadaki beslenme davranışları, besin tercihleri ile birlikte toksinlerle ilişkileri; saha çalışmaları ve bol analizlerle ele alınmış. Merak eden göz atabilir: https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3367951/

Bu arada 90'lı yıllarda yapılmış bir çalışma 🥲

Gelelim dediğim kısma:

224 arazi gözlemi yaptık; 17 türe ait, 8 cinse dağılan serbest yaşayan papağanların, bozulmamış bir tropik yağmur ormanında 102 ağaç türü üzerinde beslenmesini inceledik. Çalışma, iki kurak sezonda (Temmuz–Ağustos) ve bir yağışlı sezonda (Ocak–Şubat) gerçekleştirildi. Papağanların yediği ve yemedikleri bitki kısımları üzerinde laboratuvar analizleri yaptık ve omurgalılar için dolaylı bir ölçüt olarak tuzlu su karidesi (brine shrimp) ile toksisite testleri uyguladık.

Papağanlar tohum, meyve, çiçek, yaprak, kabuk ve böcek larvaları yediler; ancak diyetlerinin %70’ine kadar olan kısmı, farklı olgunluk evrelerindeki pek çok tropik ağaç türünün tohumlarından oluştu. Papağanların yediği bitki parçaları protein, yağ ve temel mineraller bakımından zengindi, fakat aynı zamanda potansiyel olarak toksik kimyasallar da içeriyordu. Tohumlar, diğer bitki parçalarına kıyasla daha yüksek protein ve yağ içerirken lif oranları daha düşüktü.

Üç türden oluşan büyük makavlar, mevcut ama yenmeyen bitki kısımlarına göre daha yüksek protein ve yağ, daha düşük lif içeren besinleri tükettiler. Makavlar ayrıca, fenolik bileşenleri daha düşük olan bitkileri seçtiler. Yine de, makavların yediği besinlerde ölçülebilir düzeyde toksisite vardı. Makavların mineral içeriğine göre bir beslenme seçimi yaptıkları gözlenmedi.



Ben kendi yorumumu burada yazmak istiyorum. Öncelikle en baştaki şu kısım aslında oldukça dikkat çekici: "...tohum, meyve, çiçek, yaprak, kabuk ve böcek larvaları yediler...". Bu, bizim duymaya alışık olduğumuz beslenme sisteminin biraz dışına çıkıyor. Tohum ve meyve tamam, hadi çiçek ve yaprak da anlaşılır ama kabuk ne? Böcek larvasını yiyiyorlar mı gerçekten? Aslında evet, kimi papağan için böcek ve benzeri omurgasızlar oldukça önemli bir besin kaynağı. Belki bir muhabbet kuşu yıl boyunca çok sınırlı, kimi dönem hiç böcek yemez. Ama mesela rozella papağanları (ki bunlar benim favori türümdür, ötüşleri ve renkleri muhteşem) için okaliptüs ağaçlarında yaşayan bir çeşit yaprak biti oldukça önemli bir besin kaynağı: Üreme zamanlarındaki beslenmenin %50'sini oluşturur.

1200.webp

Rozella papağanı

Ve kabuk, aslında bunu tam çözebilmiş değilim. Farklı birkaç yazıda daha ismi geçen kambiyum, ağaç kabuğunun altındaki ince ve aktif büyüme tabakasıdır. Hem besin açısından zengin hem kabuğu göre nispeten yumuşak olduğu için papağanların tercih etmesi anlaşılır birşey: protein, mineral ve az biraz da şeker içerir.

Cork_cambium_1.webp

Kambiyumun yakınlaştırılmış görüntüsü

Burada adı geçmemiş olsa da sayılan besin maddelerine ek olarak kil, kayaç, toprak gibi mineral kaynaklı maddeleri de tükettikleri gözlemleniyor. Hem de yaygın bir davranış: Makavlar, parakeet türleri, Avustralya papağanları... Aslında sadece mineral kaynağı olarak değil toksin bağlama özelliği ve sindirimi düzenlemesi konusunda faydaları var papağanlar için.

BlueAndYellowMacaws_eating_clay_DSCN1548.webp

Ara papağanlarının kil yerkenki ânı. Sıklıkla bu şekilde toplanıp "kil yalama" şeklinde isimlendirilen davranışı sergiliyor yani kil yiyiyorlar. Bu kil bölgelerine "Collpa" şeklinde bir isim bile verilmiş.

Küçük bir detaydan daha bahsetmek istiyorum. Yazıda geçen "...diyetlerinin %70’ine kadar olan kısmı, farklı olgunluk evrelerindeki pek çok tropik ağaç türünün tohumlarından oluştu..." cümlesinde "farklı olgunluk evrelerindeki" kısmına dikkat çekmememiz gerekiyor. Bu yalnızca ormanlık alanlarda yaşayan ve ağırlıklı olarak ağaç tohumlarıyla beslenen papağanlar için geçerli değil. Kurak bölgelerde yaşayıp çayır bitkilerinin tohumları ile beslenen muhabbet kuşu benzeri papağan türleri de aslında tohumları farklı zamanlarında, farklı olgunluk evrelerinde tüketirler. Ve bu farklı evrelerdr tohumların besin değerleri farklılık gösterir:

Yeşil/olgunlaşmamış: Yağ oranı en düşük hâl denebilir. Daha yüksek bir protein ve mineral içeriğine sahipken biraz daha zor sindirilebilir durumdadır.

Yarı olgu/yarı sert: Besin değerleri daha dengelidir. Hem protein hem yağ oranı yeşil tohumla olgun tohum arasındadır.

Olgunlaşmış tohum (kuş yemleklerinde bulunan hâl): Tohumların yağ açısından en zengin olduğu evredir. Lif oranı yüksek, sindirimi kolay ancak proteini biraz düşük.

Kimi papağan türleri yüksek enerji ihtiyacı için özellikle "tam olgun" tohuma ağırlık verilirken kimisi yüksek besin içeriğinden ötürü daha "az olgun" tohumları daha sık tüketir. Ama genel olarak tüm papağanlar yedikleri tohumları farklı evrelerinde tüketerek bir döngü oluşturur. Aslında evde hazırladığımız tohum filizleri bu yüzden bu kadar önemli. Kuşların doğada yaptıkları beslenme tercihi ile sağladıkları optimum diyeti evde taklit edebilmemize imkan veriyor.

Sizin bu alıntı hakkında yorumlarınız nedir?
 
Son düzenleme:
Harika bir konuya değinmişin @Nur eline emeğine sağlık öncelikle. Aslında doğada bunu yemez, bir verirsek kesin kuşumuzu kaybederiz diye düşündüğümüz tüm yiyecekleri yiyorlar. Özünde bu kuşlar doğada hemen hemen her şeyi test ediyor ve en doğru besin kaynağını seçiyorlar.

Bizlerde de genelde yem ağırlıklı gidiyoruz. Örneğin balıkların çoğuna canlı yem olarak yine balık atıyorlar, doğasında bu var ama akvaryumda olan balığa vermeleri tartışılır. Bu konuda net bir şey söylemek istemiyorum.

Makale çok hoşuma gitti, harika detaylar var; tekrardan eline emeğine sağlık.
 
Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. Doğayı taklit her konuda en ideal, benim düşüncem hep bu yönde. Asıl problem, bir tarafı taklit ederken diğerini kaçırmak. Beslenmeyi doğaya uyumlu yapıp ortalama boy bir kafeste kuş beslersek harcayamadığı enerji problem olur bu sefer. Denge gerçekten önemli. Coğrafyamızda yaşamayan türler olduğundan mıdır bilmem hep bir adım geriden takip eder durumdayız, umarım bu zamanla tersine döner.
 
Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. Doğayı taklit her konuda en ideal, benim düşüncem hep bu yönde. Asıl problem, bir tarafı taklit ederken diğerini kaçırmak. Beslenmeyi doğaya uyumlu yapıp ortalama boy bir kafeste kuş beslersek harcayamadığı enerji problem olur bu sefer. Denge gerçekten önemli. Coğrafyamızda yaşamayan türler olduğundan mıdır bilmem hep bir adım geriden takip eder durumdayız, umarım bu zamanla tersine döner.
Sonuna kadar katılıyorum. Açık konuşayım odamın bir tarafını salma yapacağım (biraz daha boşluk var akvaryumlar ve balıklardan arta kalan yerde) tahta düşünmüyorum ama çok çabuk bitleniyor, yaptıktan sonra kuşu oraya bırakacağım ve güzel bir dizayn düşünüyorum içine :) strese girmemesi için elimden geleni yapacağım.
 
Sonuna kadar katılıyorum. Açık konuşayım odamın bir tarafını salma yapacağım (biraz daha boşluk var akvaryumlar ve balıklardan arta kalan yerde) tahta düşünmüyorum ama çok çabuk bitleniyor, yaptıktan sonra kuşu oraya bırakacağım ve güzel bir dizayn düşünüyorum içine :) strese girmemesi için elimden geleni yapacağım.
Tahtanın bitlenmemesi için bazı yöntemler var. Aslında yıllarca kullandım ve hiç bit problemi yaşamadım. Ama yine de önlem almakta fayda var. Görüntü olarak sever misiniz bilmem ama tahtanın yüzeyini tamamen yakıp sonda hızlıca bir zımpara atarsanız (aslında yanık motifi oluştururken kullanılan yöntem) çoğu zaman bit oluşmaması adına yeterli bir önlem olur. Gerekirse bazı aromatik yağlardan da faydalanılabilir, parazitleri engelleyenler var.

Gözümde canlandırınca bile harika geldi. Aslında bu tarz birşeyi açık alana yapma hayalim var ama ev içinde de eminim ki harika olur.
 
Tahtanın bitlenmemesi için bazı yöntemler var. Aslında yıllarca kullandım ve hiç bit problemi yaşamadım. Ama yine de önlem almakta fayda var. Görüntü olarak sever misiniz bilmem ama tahtanın yüzeyini tamamen yakıp sonda hızlıca bir zımpara atarsanız (aslında yanık motifi oluştururken kullanılan yöntem) çoğu zaman bit oluşmaması adına yeterli bir önlem olur. Gerekirse bazı aromatik yağlardan da faydalanılabilir, parazitleri engelleyenler var.

Gözümde canlandırınca bile harika geldi. Aslında bu tarz birşeyi açık alana yapma hayalim var ama ev içinde de eminim ki harika olur.
Aslında olabilir, dediğim gibi çok uzak kaldım... Caferi kaybettikten sonra elim muhabbet kuşu eline değmedi :D

Aklımda güzel şeyler var ama bakalım, gerçekleştirdiğim zaman fotoğraflarım mutlaka ve yeni konu açarım :)
 
Çıktısını almak için birkaç tane makale bulup hızlıca göz atar, eğer ilgilendiğim konuyla alakalı ise kaydederim. Az önce de bunu yaparken bir makaleye denk geldim. Giriş kısmındaki bir paragraf çok hoşuma gittiği için burada paylaşıp hakkında konuşalım istedim. Makalenin konusu papağanların doğadaki beslenme davranışları, besin tercihleri ile birlikte toksinlerle ilişkileri; saha çalışmaları ve bol analizlerle ele alınmış. Merak eden göz atabilir: https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3367951/

Bu arada 90'lı yıllarda yapılmış bir çalışma 🥲

Gelelim dediğim kısma:

224 arazi gözlemi yaptık; 17 türe ait, 8 cinse dağılan serbest yaşayan papağanların, bozulmamış bir tropik yağmur ormanında 102 ağaç türü üzerinde beslenmesini inceledik. Çalışma, iki kurak sezonda (Temmuz–Ağustos) ve bir yağışlı sezonda (Ocak–Şubat) gerçekleştirildi. Papağanların yediği ve yemedikleri bitki kısımları üzerinde laboratuvar analizleri yaptık ve omurgalılar için dolaylı bir ölçüt olarak tuzlu su karidesi (brine shrimp) ile toksisite testleri uyguladık.

Papağanlar tohum, meyve, çiçek, yaprak, kabuk ve böcek larvaları yediler; ancak diyetlerinin %70’ine kadar olan kısmı, farklı olgunluk evrelerindeki pek çok tropik ağaç türünün tohumlarından oluştu. Papağanların yediği bitki parçaları protein, yağ ve temel mineraller bakımından zengindi, fakat aynı zamanda potansiyel olarak toksik kimyasallar da içeriyordu. Tohumlar, diğer bitki parçalarına kıyasla daha yüksek protein ve yağ içerirken lif oranları daha düşüktü.

Üç türden oluşan büyük makavlar, mevcut ama yenmeyen bitki kısımlarına göre daha yüksek protein ve yağ, daha düşük lif içeren besinleri tükettiler. Makavlar ayrıca, fenolik bileşenleri daha düşük olan bitkileri seçtiler. Yine de, makavların yediği besinlerde ölçülebilir düzeyde toksisite vardı. Makavların mineral içeriğine göre bir beslenme seçimi yaptıkları gözlenmedi.



Ben kendi yorumumu burada yazmak istiyorum. Öncelikle en baştaki şu kısım aslında oldukça dikkat çekici: "...tohum, meyve, çiçek, yaprak, kabuk ve böcek larvaları yediler...". Bu, bizim duymaya alışık olduğumuz beslenme sisteminin biraz dışına çıkıyor. Tohum ve meyve tamam, hadi çiçek ve yaprak da anlaşılır ama kabuk ne? Böcek larvasını yiyiyorlar mı gerçekten? Aslında evet, kimi papağan için böcek ve benzeri omurgasızlar oldukça önemli bir besin kaynağı. Belki bir muhabbet kuşu yıl boyunca çok sınırlı, kimi dönem hiç böcek yemez. Ama mesela rozella papağanları (ki bunlar benim favori türümdür, ötüşleri ve renkleri muhteşem) için okaliptüs ağaçlarında yaşayan bir çeşit yaprak biti oldukça önemli bir besin kaynağı: Üreme zamanlarındaki beslenmenin %50'sini oluşturur.

Ekli dosyayı görüntüle 111
Rozella papağanı

Ve kabuk, aslında bunu tam çözebilmiş değilim. Farklı birkaç yazıda daha ismi geçen kambiyum, ağaç kabuğunun altındaki ince ve aktif büyüme tabakasıdır. Hem besin açısından zengin hem kabuğu göre nispeten yumuşak olduğu için papağanların tercih etmesi anlaşılır birşey: protein, mineral ve az biraz da şeker içerir.

Ekli dosyayı görüntüle 110
Kambiyumun yakınlaştırılmış görüntüsü

Burada adı geçmemiş olsa da sayılan besin maddelerine ek olarak kil, kayaç, toprak gibi mineral kaynaklı maddeleri de tükettikleri gözlemleniyor. Hem de yaygın bir davranış: Makavlar, parakeet türleri, Avustralya papağanları... Aslında sadece mineral kaynağı olarak değil toksin bağlama özelliği ve sindirimi düzenlemesi konusunda faydaları var papağanlar için.

Ekli dosyayı görüntüle 112
Ara papağanlarının kil yerkenki ânı. Sıklıkla bu şekilde toplanıp "kil yalama" şeklinde isimlendirilen davranışı sergiliyor yani kil yiyiyorlar. Bu kil bölgelerine "Collpa" şeklinde bir isim bile verilmiş.

Küçük bir detaydan daha bahsetmek istiyorum. Yazıda geçen "...diyetlerinin %70’ine kadar olan kısmı, farklı olgunluk evrelerindeki pek çok tropik ağaç türünün tohumlarından oluştu..." cümlesinde "farklı olgunluk evrelerindeki" kısmına dikkat çekmememiz gerekiyor. Bu yalnızca ormanlık alanlarda yaşayan ve ağırlıklı olarak ağaç tohumlarıyla beslenen papağanlar için geçerli değil. Kurak bölgelerde yaşayıp çayır bitkilerinin tohumları ile beslenen muhabbet kuşu benzeri papağan türleri de aslında tohumları farklı zamanlarında, farklı olgunluk evrelerinde tüketirler. Ve bu farklı evrelerdr tohumların besin değerleri farklılık gösterir:

Yeşil/olgunlaşmamış: Yağ oranı en düşük hâl denebilir. Daha yüksek bir protein ve mineral içeriğine sahipken biraz daha zor sindirilebilir durumdadır.

Yarı olgu/yarı sert: Besin değerleri daha dengelidir. Hem protein hem yağ oranı yeşil tohumla olgun tohum arasındadır.

Olgunlaşmış tohum (kuş yemleklerinde bulunan hâl): Tohumların yağ açısından en zengin olduğu evredir. Lif oranı yüksek, sindirimi kolay ancak proteini biraz düşük.

Kimi papağan türleri yüksek enerji ihtiyacı için özellikle "tam olgun" tohuma ağırlık verilirken kimisi yüksek besin içeriğinden ötürü daha "az olgun" tohumları daha sık tüketir. Ama genel olarak tüm papağanlar yedikleri tohumları farklı evrelerinde tüketerek bir döngü oluşturur. Aslında evde hazırladığımız tohum filizleri bu yüzden bu kadar önemli. Kuşların doğada yaptıkları beslenme tercihi ile sağladıkları optimum diyeti evde taklit edebilmemize imkan veriyor.

Sizin bu alıntı hakkında yorumlarınız nedir?

En yüksek emoji gagalama ise gagaladım gitti. Çok güzel bir yazı hazırlamışsın emeğine sağlık. Benim gibi detay sevenlerin zevkten dört köşe olacağı mükemmel bir yazı. Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Biyoloji merakının sadece bir heves olmadığı yazıdaki detaylardan belli.

Konuya dönecek olursak farklı tohum evreleri konusu sizin de bahsettiğiniz gibi içeriği doğrudan etkileyen bir faktör. Bunda şaşılacak bir şey yok. Bir annenin çocuğunu emzirirken verdiği sütün içeriği de zamanla değişiyor. Bir kuşun kursak sütünün içeriği de yavru büyüdükçe değişiyor.

Kuşlar için konuşacak olursak içeriğin değişmesinin faydası beslenmeye zenginlik katıyor. Biyoloğun kuş evi kanalında biyolog olan Tamer beyin tohum filizlendirirken söylediği bir şey vardı. "Buğday ilk kök verdiğinde protein ağırlıklıdır. Büyüdükçe vitamin ağırlıklı olmaya döner." demişti. Bunu bir kademe daha arttırdığımızda kökler çim halini alıyor. Buğdayın yeşil çim hali için de klorofil fazla olduğu için antioksidan özellik sergilediği söylenir.

Kuşlar neden her tohum ve bitki evresinden faydalanıyor? Cevabı biraz evrimsel süreç olabilir. Yemek seçen kuşlar yeterli beslenemediğinden elenmiş olabilir. Kafes kuşu değil ama doğada yaşayan kuşlar demek ki yemek seçmediği için zengin beslenip hayatta kalanların torunları olabilir. Dsha doğrusu artık bu yemek seçmrme geni hangi gense dna'da birikmiş olabilir. Kafes kuşlarında ise durum farklı. Yemek seçse bile vitaminlerle, probiyotiklerle, hayatta tutup üretiyoruz kuşları. Tersine bir evrim söz konusu olabilir. Burada bir parantez açayım. Tersine evrim diye bir şey sadece anlamsal açıdan anlaşılsın diye söylenmiş bir terim. Yoksa canlıların mekanizmasında üremeyle birlikte nesillerde bazı genler birikebilir bazı genler azalabilir. Sonra koşullar değişince başka başka olaylar gelişebilir. Bu başka bir konu.

Bu kadar teorik bilgiden sonra pratik olarak biz ne yapabiliriz? Kendi adıma konuşacak olursam buğday çimlendirdiğimde ilk patlak verdiği anda da veriyorum 1.5-2 cm olduğu anda da veriyorum. Şu an yavru baktıkları için her gün vermek sorun olmuyor ama normalde az az veriyorum ama her gün veriyorum her boydan bitene kadar. Tohumları da gerek buğday gerek msş fasulyesi gerekse yeşil mercimek olarak kullanarak da aminoasit, mineral, vitamin çeşitliliğini sağlıyorum. Çünkü her protein aynı protein değil. İçlerindeki aminoasitler aynı oranlarda değil. Bütün aminoasitleri sağlayan bitkiler de sınırlı. Benim hatıeladığım en başta sipurilina sonra soya fasulyesi geliyor. Esasen hayvansal protein farklılığı da bu aminoasit zenginliğinden geliyor. Bunu da hayvansal protein içeren bir takviye ile sağlıyorum şimdilik. İlerde karidesli mamaya geçmeyi düşünüyorum.

Tekrar emeğine sağlık. Teknik terimleri çok anlayamadığım için detaylı bir şekilde tekrar inceleyeceğim. Özellikle kaynak göstetdiğin makale çok değerli. Onu incelemek için sabırsızlanıyorum. Emeğine sağlık.
 
En yüksek emoji gagalama ise gagaladım gitti. Çok güzel bir yazı hazırlamışsın emeğine sağlık. Benim gibi detay sevenlerin zevkten dört köşe olacağı mükemmel bir yazı. Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Biyoloji merakının sadece bir heves olmadığı yazıdaki detaylardan belli.

Konuya dönecek olursak farklı tohum evreleri konusu sizin de bahsettiğiniz gibi içeriği doğrudan etkileyen bir faktör. Bunda şaşılacak bir şey yok. Bir annenin çocuğunu emzirirken verdiği sütün içeriği de zamanla değişiyor. Bir kuşun kursak sütünün içeriği de yavru büyüdükçe değişiyor.

Kuşlar için konuşacak olursak içeriğin değişmesinin faydası beslenmeye zenginlik katıyor. Biyoloğun kuş evi kanalında biyolog olan Tamer beyin tohum filizlendirirken söylediği bir şey vardı. "Buğday ilk kök verdiğinde protein ağırlıklıdır. Büyüdükçe vitamin ağırlıklı olmaya döner." demişti. Bunu bir kademe daha arttırdığımızda kökler çim halini alıyor. Buğdayın yeşil çim hali için de klorofil fazla olduğu için antioksidan özellik sergilediği söylenir.

Kuşlar neden her tohum ve bitki evresinden faydalanıyor? Cevabı biraz evrimsel süreç olabilir. Yemek seçen kuşlar yeterli beslenemediğinden elenmiş olabilir. Kafes kuşu değil ama doğada yaşayan kuşlar demek ki yemek seçmediği için zengin beslenip hayatta kalanların torunları olabilir. Dsha doğrusu artık bu yemek seçmrme geni hangi gense dna'da birikmiş olabilir. Kafes kuşlarında ise durum farklı. Yemek seçse bile vitaminlerle, probiyotiklerle, hayatta tutup üretiyoruz kuşları. Tersine bir evrim söz konusu olabilir. Burada bir parantez açayım. Tersine evrim diye bir şey sadece anlamsal açıdan anlaşılsın diye söylenmiş bir terim. Yoksa canlıların mekanizmasında üremeyle birlikte nesillerde bazı genler birikebilir bazı genler azalabilir. Sonra koşullar değişince başka başka olaylar gelişebilir. Bu başka bir konu.

Bu kadar teorik bilgiden sonra pratik olarak biz ne yapabiliriz? Kendi adıma konuşacak olursam buğday çimlendirdiğimde ilk patlak verdiği anda da veriyorum 1.5-2 cm olduğu anda da veriyorum. Şu an yavru baktıkları için her gün vermek sorun olmuyor ama normalde az az veriyorum ama her gün veriyorum her boydan bitene kadar. Tohumları da gerek buğday gerek msş fasulyesi gerekse yeşil mercimek olarak kullanarak da aminoasit, mineral, vitamin çeşitliliğini sağlıyorum. Çünkü her protein aynı protein değil. İçlerindeki aminoasitler aynı oranlarda değil. Bütün aminoasitleri sağlayan bitkiler de sınırlı. Benim hatıeladığım en başta sipurilina sonra soya fasulyesi geliyor. Esasen hayvansal protein farklılığı da bu aminoasit zenginliğinden geliyor. Bunu da hayvansal protein içeren bir takviye ile sağlıyorum şimdilik. İlerde karidesli mamaya geçmeyi düşünüyorum.

Tekrar emeğine sağlık. Teknik terimleri çok anlayamadığım için detaylı bir şekilde tekrar inceleyeceğim. Özellikle kaynak göstetdiğin makale çok değerli. Onu incelemek için sabırsızlanıyorum. Emeğine sağlık.

Sevmiş olmanız benim için çok değerli. Belki yeni bir bilgi değil ama bir fikir ve bakış açısı aktarabilmek adına aklımdan geçenleri yazmak istedim. Aslında şu söylediklerimi abartısız, 1-2 ay önce söyleyemezdim. Ama okumak o kadar değerli birşey ki, her yeni yazı aynı bilgiyi veriyor olsa bile yazan kişinin eleğinden geçerken yeni bir anlama bürünüyor.

Bu arada bahsetmeden geçemeyeceğim, gagalama emojisi kimin fikri ise bayıldım.

Aslında evet, tohumların büyüdüğü süreç boyunca farklı besin içeriğine sahip olması çok normal. Aslında tüm bitkiler için olağan bir durum. Bitkinin kendi büyüme mekanizmasında henüz olgunlaşma çağındayken kendini koruma öncelikli oluyor. Hatta henüz olgunlaşmamış tohumun sindiriminin zor oluşunu buna bağlayabiliriz belki: Savunma mekanizması ile ürettiği fenolikler, tanenler, alkaloidler biyoyararlılığı düşürür; yoğun lif yapısı da sindirimi zorlar. Ama olgunlaştık besin olarak çok daha çekici kılacak yağ-şeker artar. Bu yüzden çoğu hayvan olgun haldeki tohumu tüketir. Papağanlar biraz dengeyi bozmuş galiba 🙂

Aslında konuyu pratik uygulamaya dökmek muhtemelen bu tarz meselelerin altın noktasıdır. Filizlendirmeyi bu olgunlaşmamış/yarı olgun tohumlar olarak ele alsak da kuşla için değeri çok daha yüksek. Çünkü çok daha farklı bir biyokimyasal sürece giriyor filizlenen tohum. Tohum korunmaya değil canlanmaya çalışıyor. Diğer durumda bahsettiğimiz fenolikler, tanenler, alkaloidler gibi antinutrient maddeler bu sefer yok, protein çok daha kolay sindiriliyor ve besin değeri yine yüksek. Ben aslında bu tarz gıdaları ele alırken aynı zamanda sentetik takviyelerin yerine geöip geçmeyeceğini de düşünüyorum. Evet, evde vitamin mineral gibi ürünlere erişimimiz var ve kuşlar için kullanabiliriz. Ama bunları en asgari düzeyde tutacak hatta hiç kullanmayacak olsak, bu hayvanların ihtiyacı nasıl ve neyle karşılanır?

Bu arada nacizane bir tavsiyem var. Yavrulu kuşlara, en azından yavrular 7-10 günlükten küçükken anaç kuşlara filizlendirme veya çimlendirme vermeyin. Ne kadar hijyenine dikkat edilse de nemli ortamda küf ve bakteri üremesi kaçınılmaz oluyor. Sağlıklı ve yetişkin kuşlar bunu rahatlıkla tolera edebiliyor ancak floraları henüz oturmamış yavrular için bu bir risk olabilir.
 
Bu arada bahsetmeden geçemeyeceğim, gagalama emojisi kimin fikri ise bayıldım.
Elbette benim :D
Kupaları da ben ayarladım, orası da çok güzel değil mi? :) Medya alanına bu arada kuşlarınızın fotoğraflarını ekleyebilirsiniz (hiçbir yerde olmayan) :D öyle Google amca açısından daha güzel oluyor :D
 
Elbette benim :D
Kupaları da ben ayarladım, orası da çok güzel değil mi? :) Medya alanına bu arada kuşlarınızın fotoğraflarını ekleyebilirsiniz (hiçbir yerde olmayan) :D öyle Google amca açısından daha güzel oluyor :D
Çok hoş olmuş, bu ismin yanındaki minik figürler de ayrı hoşuma gitti ^^

Kuşlarımı şöyle fotojenik şekilde yakalarsam mutlaka yükleyeceğin
 
Çok hoş olmuş, bu ismin yanındaki minik figürler de ayrı hoşuma gitti ^^

Kuşlarımı şöyle fotojenik şekilde yakalarsam mutlaka yükleyeceğin
Onları kupa olarak adlandırdım cidden aşırı sevimli duruyorlar benim yaptığım zamanda çok hoşuma gitmişti :)

Elimde bir proje var eğer çıkartırsam buranın ara yüzünü harika bir ara yüz yapacağım, lisanslı bir tema o ve çok hoşuma gidiyor :)
 
Onları kupa olarak adlandırdım cidden aşırı sevimli duruyorlar benim yaptığım zamanda çok hoşuma gitmişti :)

Elimde bir proje var eğer çıkartırsam buranın ara yüzünü harika bir ara yüz yapacağım, lisanslı bir tema o ve çok hoşuma gidiyor :)
He ben kupayı farklı birşey zannetniştim. Gerçekten heyecanla bekliyorum yeni hâlini görmek için.
 
He ben kupayı farklı birşey zannetniştim. Gerçekten heyecanla bekliyorum yeni hâlini görmek için.
Özelden sana temanın demosunu gönderiyorum bir bak incele, onu papağanlara entegre ettiğimi ve ona göre düzenleme yaptığımı düşün ama nasıl olacak :)
 
Sevmiş olmanız benim için çok değerli. Belki yeni bir bilgi değil ama bir fikir ve bakış açısı aktarabilmek adına aklımdan geçenleri yazmak istedim. Aslında şu söylediklerimi abartısız, 1-2 ay önce söyleyemezdim. Ama okumak o kadar değerli birşey ki, her yeni yazı aynı bilgiyi veriyor olsa bile yazan kişinin eleğinden geçerken yeni bir anlama bürünüyor.

Bu arada bahsetmeden geçemeyeceğim, gagalama emojisi kimin fikri ise bayıldım.

Aslında evet, tohumların büyüdüğü süreç boyunca farklı besin içeriğine sahip olması çok normal. Aslında tüm bitkiler için olağan bir durum. Bitkinin kendi büyüme mekanizmasında henüz olgunlaşma çağındayken kendini koruma öncelikli oluyor. Hatta henüz olgunlaşmamış tohumun sindiriminin zor oluşunu buna bağlayabiliriz belki: Savunma mekanizması ile ürettiği fenolikler, tanenler, alkaloidler biyoyararlılığı düşürür; yoğun lif yapısı da sindirimi zorlar. Ama olgunlaştık besin olarak çok daha çekici kılacak yağ-şeker artar. Bu yüzden çoğu hayvan olgun haldeki tohumu tüketir. Papağanlar biraz dengeyi bozmuş galiba 🙂

Aslında konuyu pratik uygulamaya dökmek muhtemelen bu tarz meselelerin altın noktasıdır. Filizlendirmeyi bu olgunlaşmamış/yarı olgun tohumlar olarak ele alsak da kuşla için değeri çok daha yüksek. Çünkü çok daha farklı bir biyokimyasal sürece giriyor filizlenen tohum. Tohum korunmaya değil canlanmaya çalışıyor. Diğer durumda bahsettiğimiz fenolikler, tanenler, alkaloidler gibi antinutrient maddeler bu sefer yok, protein çok daha kolay sindiriliyor ve besin değeri yine yüksek. Ben aslında bu tarz gıdaları ele alırken aynı zamanda sentetik takviyelerin yerine geöip geçmeyeceğini de düşünüyorum. Evet, evde vitamin mineral gibi ürünlere erişimimiz var ve kuşlar için kullanabiliriz. Ama bunları en asgari düzeyde tutacak hatta hiç kullanmayacak olsak, bu hayvanların ihtiyacı nasıl ve neyle karşılanır?

Bu arada nacizane bir tavsiyem var. Yavrulu kuşlara, en azından yavrular 7-10 günlükten küçükken anaç kuşlara filizlendirme veya çimlendirme vermeyin. Ne kadar hijyenine dikkat edilse de nemli ortamda küf ve bakteri üremesi kaçınılmaz oluyor. Sağlıklı ve yetişkin kuşlar bunu rahatlıkla tolera edebiliyor ancak floraları henüz oturmamış yavrular için bu bir risk olabilir.

Araştırmayı okudum. %20 anladım gibi. Yani ana temayı anladım sanırım. Ben ilk sizin yazınızı,okuduğumda toksisite dendiğinde fitik asitten bahsediyor diye düşünmüştüm. Tohumların kendini korumaya alma yöntemlerinden biri de fitik asit. çimlenmiş tohumlarda kabuktaki fitik asit parçalandığı için de faydalı kabul edilir çimlenmiş tohum.

Fakat çalışma artık zehirli sayılabilecek bitki ve tohumların toksisitesinden bahsediyor. Ben hiç kullanmasam da kafes kuşları forumunda kil kullananan insanlar var. Doğadaki gibi çok zehirli bitki tüketmeyen kafes kuşları için kil kullanmak ne kadar gerrkli tartışılır. Muhtemelen faydası oluyordur.

Sentetik takviyelerin yerine geçip geçmeyeceği konusu bence amacımızla ve bakımımızla ilgili. Örneğin benim farkettiğim bir şey var. Çok eskiden sentetik ürün, buğday çimlendirme, şu bu falan bilmezdim ben. Bakkaldan aldığımız muhabbet kuşu yemini ve suyu verir geçerdik. Dişi kuşlar'ın eşe gelmesi 1.5-2 seneyi buluyordu hatta geçiyordu. Daha doğrusu buluyormuş fakat ben farketmiyormuşum. Şimdi evdekilere bana 4 aylık dişi kuş verin, erkek bile olmasa yumurtlatırım onu diyerek dalga geçiyorum. (Tehlike tabii ki erken kızıştırmak). Birinci etkisi bu. Yani kuşların eşe gelmesi uzun sürüyor.

Sadece yem ve su ile beslemenin ikinci etkisi tektip beslenmekten dolayı eğer genetiği zayıfsa kolay hasta oluyor. Eğer genetiği iyi ise hasta olmuyor fakat o enerjik, hareketli muhabbet kuşu da olmuyor. Hayvan enerjisini toplayamıyor ki.

E o zaman illa vitaminler mi kullanmak lazım? Benim yukarıda anlattığım senaryo sadece bakkaldan alınma yem ile beslemeydi. Kademe kademe gidelim ve diyete çimlenmiş tohumlar, brokoliler, havuçlar gibi sebzeler de ekleyelim. Bence zengin beslenen bir kuşun o kadar da multivitamin desteğine ihtiyaç yoktur. Fakat bu aşamada karaciğer sorunlarıyla karşılaşma problemi ortaya çıkıyor. Çünkü bakıcıkar yani bizler "aman multivitamin vermiyorum zengin besleyeyim" diyerek karaciğer yağlanması ya,da büyümesi ya da yorgunluğuna yol açabiliriz. Hatta pankreas ve böbrek sorunları da oluşabilir. multivitaminler sebzeler ve tohumlar gibi, sindirilme parçalanma gibi mekanik yollardan geçmediği için güvenli sınırı aşmadığınız sürece faydalı. Multivitaminsiz olarak zengin diyet vermek zararlıdır demek istemiyorum ama. Demek istediğim diyetin uygun şekilde reçetelendirilmesi gerekliliği.

Vites arttıralım üçüncü kademeye geçelim. Üretim aşaması. Üremek şüphesiz ki,kuşların için stresli, yorucu ve yıpratıcı bir durum. Çoğu bakıcı hemen yavru almak istediğinden, biraz daha bilinçli olanlar kuşların bağışıklığı düşmesin diye sentetiklerden oldukça fazla faydalanıyorlar. Biraz daha bilinçli olanlar (çoğunlukla üreticiler) yumurta sayısı ve doluluk oranı artsın, tam üretim aşamasında bir hastalıkla uğraşılmasın, yaveular olunca, aman iri olsunlar, aman yqvru ölümü olmasın diye sentetiklerden oldukça fazla yararlanıyorlar.

Üreticileri geçiyorum. Üreticilerin durumu kiminde kar elde etme kiminde ıslah çalışması sebebiyle artık fanteziye giren durumlar.

Bağışıklığı kuvvetli olsun diye veren grup benim gibiler. Mümkün olduğu kadar doğal beslemeye çalışıyorum fakat yavrularımın vitamini, proteini tam olsun istiyorum. Çünkü hayatlarının geri kalanını ilk 30 gün şekillendirecek ortalama. Benimkisi de yarı fantazi yani.

Üçüncü grup ise aman hemen kızışsınlar hrmen yumurta versinler diye takviyeye abanan grup. Bu grup genelde taubenfit e50, opti breed gibi kızıştırıcılara abanırlar multivitaminin yanısıra. Fakat ben kızıştırma uygulamasını yanlış buluyorum. Erkek ve dişi kuşu birer depo olarak düşünürsek bütün depolarının dolu olması daha sorunsuz bir yavru bakımı süreci sağlar. Kızıştırmak dediğimiz şey bütün üreme süreci boyunca sadece çiftleşme aşamasını hızlandıran bir şey. Sadece çiftleşmek için kızışan özellikle dişi kuşların protein, kalsiyum, yağ, vitamin ve diğer mineral, elektrolit depoları dolmadığı için evet kızışıp çiftleşir fakat yumurtlamadan yavru bakımına kadar bir dizi sorunla karşılaşır.

Kalsiyum depoları dolmadığı için kabuksuz yumurta yapabilir. En kötü kendi kemiklerinden kalsiyum çalarak ömrü azalabilir.
Ya yağ ya da vitamin eksikliğiydi hatırlamıyorum şimdi ikisinden birinden dolayı yavruların tüylerini yolabilir.

Kendi depoları yeterince dolmadığı için kursak sütünün kalitesizliğine bağlı olarak yavru ölümleri gerçekleşebilir.

Yine kendi depoları yeterince dolmadığı için üretim stresini kaldıramayıp yavru bakmayabilir.

Erkeklerde ise kızışan kuşların nasıl kızıştırıldığına bağlı olarak kalitesiz sperm üretimi olabilir.

Yani demek istediğim bu tür takviyeler amacına göre değişse de sihirli bir değnek değil bu takviyeler. Erkenden kuşları kızıştırıp çiftleştirip ilerde sorunlar yaşayacağımıza dinlendirme ve hazırlık sürecini ağırdan alarak belki multivitamine bile o kadar ihtiyaç duymadan bu depoları sağlam bir şekilde doldurmak mümkün. sadece süreç uzar. Karşılığında emin adımlarla ilerleriz.

Buğday filizi konusuna gelirsek ben de üçbuçuk atmıyor değilim. :) Fakat şu ana kadar yavru kaybı yaşamadım. En büyüğünü 14 günlük yaptım. Yine de dediğin gibi savunmasız yavruları anında götürür küf ve mantar. Bunun için 2 yöntemim var.

Birincisi bunun bakteriyle alakası yok ama yine de belirteyim. buğdayı 24 saat suda beklettikten sonra suyu süzdüğümüzde 3-4 saat süren bir aşama ekliyorum. Buğdayın üstünü bir parmak geçecek kadar su ekleyip biraz probiyotik katıyorum. Buradaki amaç fitik asiti yok etmek. lactobasilus bakterisi zaten yüzde 70 parçalanmış fitik asidi nerdeyse tamamen yok eder.

İkincisi ise bakteri ve mantarları yok etmek için aslında vitafly diye bir organik asit var. bu asidik yapısıyla birçoğunu öldürüyormuş fakat bende yok. bunun yerine 1/400 oranında seyreltilmiş virkon s'li suda 20-30 saniye bekletiyorum. Fakat sonrasında bayağı iyi derecede duruluyorum. Yaptığım testlerde virkon s buğdaydaki canlılığı öldürmüyor. Büyüme devam ediyor. Bir ertesi gün kuşlara veriyorum genelde. Ne koku oluyor ne bir şey. Fakat tavsiye eder misin dersen etmem. Riskli bir şey bence de. özellikle seyreltmeyi tavsiye edildiği gibi 1/200 kullanmak falan bence boğazı tahriş eder. Biraz yaradana sığındık anlayacağın.

Üçüncü güvendiğim şey ise 5-6 saatte bir spreyleyip bırakmak yerine işaizliğin de bana verdiği yetkiye dayanarak 3 saatte bir sudan geçirip iyice süzüyorum. Bakteri veya mantar ürememesinin/üremeye vakit bulamamasının asıl sebebi bu.

Dördüncü bir yöntem daha var fakat ben hiç uygulamadım. Mehmet Gürbüz var bu konuda baya profesyonel olan o öğretmişti. Meşe köürünün kül suyuyla dezenfekte ediyor yarım saat kadar.

Beşinci yöntemi ise yine ben hiç uygulamadım. Demet Bükay var kafes kuşları.com forumundan. O da kaynar suda tuttuğunu söylemişti.

Yani anlayacağın üçbuçuk atıyorum fakat şimdilik problem yok. Ama şimdilik. Yine de tavsiyen benim için değerli. Daha dikkatli gözlemleyeceğim. Rutine binince işler gözden kaçabiliyor bildiğimiz şeyler bile.
 
Araştırmayı okudum. %20 anladım gibi. Yani ana temayı anladım sanırım. Ben ilk sizin yazınızı,okuduğumda toksisite dendiğinde fitik asitten bahsediyor diye düşünmüştüm. Tohumların kendini korumaya alma yöntemlerinden biri de fitik asit. çimlenmiş tohumlarda kabuktaki fitik asit parçalandığı için de faydalı kabul edilir çimlenmiş tohum.

Fakat çalışma artık zehirli sayılabilecek bitki ve tohumların toksisitesinden bahsediyor. Ben hiç kullanmasam da kafes kuşları forumunda kil kullananan insanlar var. Doğadaki gibi çok zehirli bitki tüketmeyen kafes kuşları için kil kullanmak ne kadar gerrkli tartışılır. Muhtemelen faydası oluyordur.

Sentetik takviyelerin yerine geçip geçmeyeceği konusu bence amacımızla ve bakımımızla ilgili. Örneğin benim farkettiğim bir şey var. Çok eskiden sentetik ürün, buğday çimlendirme, şu bu falan bilmezdim ben. Bakkaldan aldığımız muhabbet kuşu yemini ve suyu verir geçerdik. Dişi kuşlar'ın eşe gelmesi 1.5-2 seneyi buluyordu hatta geçiyordu. Daha doğrusu buluyormuş fakat ben farketmiyormuşum. Şimdi evdekilere bana 4 aylık dişi kuş verin, erkek bile olmasa yumurtlatırım onu diyerek dalga geçiyorum. (Tehlike tabii ki erken kızıştırmak). Birinci etkisi bu. Yani kuşların eşe gelmesi uzun sürüyor.

Sadece yem ve su ile beslemenin ikinci etkisi tektip beslenmekten dolayı eğer genetiği zayıfsa kolay hasta oluyor. Eğer genetiği iyi ise hasta olmuyor fakat o enerjik, hareketli muhabbet kuşu da olmuyor. Hayvan enerjisini toplayamıyor ki.

E o zaman illa vitaminler mi kullanmak lazım? Benim yukarıda anlattığım senaryo sadece bakkaldan alınma yem ile beslemeydi. Kademe kademe gidelim ve diyete çimlenmiş tohumlar, brokoliler, havuçlar gibi sebzeler de ekleyelim. Bence zengin beslenen bir kuşun o kadar da multivitamin desteğine ihtiyaç yoktur. Fakat bu aşamada karaciğer sorunlarıyla karşılaşma problemi ortaya çıkıyor. Çünkü bakıcıkar yani bizler "aman multivitamin vermiyorum zengin besleyeyim" diyerek karaciğer yağlanması ya,da büyümesi ya da yorgunluğuna yol açabiliriz. Hatta pankreas ve böbrek sorunları da oluşabilir. multivitaminler sebzeler ve tohumlar gibi, sindirilme parçalanma gibi mekanik yollardan geçmediği için güvenli sınırı aşmadığınız sürece faydalı. Multivitaminsiz olarak zengin diyet vermek zararlıdır demek istemiyorum ama. Demek istediğim diyetin uygun şekilde reçetelendirilmesi gerekliliği.

Vites arttıralım üçüncü kademeye geçelim. Üretim aşaması. Üremek şüphesiz ki,kuşların için stresli, yorucu ve yıpratıcı bir durum. Çoğu bakıcı hemen yavru almak istediğinden, biraz daha bilinçli olanlar kuşların bağışıklığı düşmesin diye sentetiklerden oldukça fazla faydalanıyorlar. Biraz daha bilinçli olanlar (çoğunlukla üreticiler) yumurta sayısı ve doluluk oranı artsın, tam üretim aşamasında bir hastalıkla uğraşılmasın, yaveular olunca, aman iri olsunlar, aman yqvru ölümü olmasın diye sentetiklerden oldukça fazla yararlanıyorlar.

Üreticileri geçiyorum. Üreticilerin durumu kiminde kar elde etme kiminde ıslah çalışması sebebiyle artık fanteziye giren durumlar.

Bağışıklığı kuvvetli olsun diye veren grup benim gibiler. Mümkün olduğu kadar doğal beslemeye çalışıyorum fakat yavrularımın vitamini, proteini tam olsun istiyorum. Çünkü hayatlarının geri kalanını ilk 30 gün şekillendirecek ortalama. Benimkisi de yarı fantazi yani.

Üçüncü grup ise aman hemen kızışsınlar hrmen yumurta versinler diye takviyeye abanan grup. Bu grup genelde taubenfit e50, opti breed gibi kızıştırıcılara abanırlar multivitaminin yanısıra. Fakat ben kızıştırma uygulamasını yanlış buluyorum. Erkek ve dişi kuşu birer depo olarak düşünürsek bütün depolarının dolu olması daha sorunsuz bir yavru bakımı süreci sağlar. Kızıştırmak dediğimiz şey bütün üreme süreci boyunca sadece çiftleşme aşamasını hızlandıran bir şey. Sadece çiftleşmek için kızışan özellikle dişi kuşların protein, kalsiyum, yağ, vitamin ve diğer mineral, elektrolit depoları dolmadığı için evet kızışıp çiftleşir fakat yumurtlamadan yavru bakımına kadar bir dizi sorunla karşılaşır.

Kalsiyum depoları dolmadığı için kabuksuz yumurta yapabilir. En kötü kendi kemiklerinden kalsiyum çalarak ömrü azalabilir.
Ya yağ ya da vitamin eksikliğiydi hatırlamıyorum şimdi ikisinden birinden dolayı yavruların tüylerini yolabilir.

Kendi depoları yeterince dolmadığı için kursak sütünün kalitesizliğine bağlı olarak yavru ölümleri gerçekleşebilir.

Yine kendi depoları yeterince dolmadığı için üretim stresini kaldıramayıp yavru bakmayabilir.

Erkeklerde ise kızışan kuşların nasıl kızıştırıldığına bağlı olarak kalitesiz sperm üretimi olabilir.

Yani demek istediğim bu tür takviyeler amacına göre değişse de sihirli bir değnek değil bu takviyeler. Erkenden kuşları kızıştırıp çiftleştirip ilerde sorunlar yaşayacağımıza dinlendirme ve hazırlık sürecini ağırdan alarak belki multivitamine bile o kadar ihtiyaç duymadan bu depoları sağlam bir şekilde doldurmak mümkün. sadece süreç uzar. Karşılığında emin adımlarla ilerleriz.

Buğday filizi konusuna gelirsek ben de üçbuçuk atmıyor değilim. :) Fakat şu ana kadar yavru kaybı yaşamadım. En büyüğünü 14 günlük yaptım. Yine de dediğin gibi savunmasız yavruları anında götürür küf ve mantar. Bunun için 2 yöntemim var.

Birincisi bunun bakteriyle alakası yok ama yine de belirteyim. buğdayı 24 saat suda beklettikten sonra suyu süzdüğümüzde 3-4 saat süren bir aşama ekliyorum. Buğdayın üstünü bir parmak geçecek kadar su ekleyip biraz probiyotik katıyorum. Buradaki amaç fitik asiti yok etmek. lactobasilus bakterisi zaten yüzde 70 parçalanmış fitik asidi nerdeyse tamamen yok eder.

İkincisi ise bakteri ve mantarları yok etmek için aslında vitafly diye bir organik asit var. bu asidik yapısıyla birçoğunu öldürüyormuş fakat bende yok. bunun yerine 1/400 oranında seyreltilmiş virkon s'li suda 20-30 saniye bekletiyorum. Fakat sonrasında bayağı iyi derecede duruluyorum. Yaptığım testlerde virkon s buğdaydaki canlılığı öldürmüyor. Büyüme devam ediyor. Bir ertesi gün kuşlara veriyorum genelde. Ne koku oluyor ne bir şey. Fakat tavsiye eder misin dersen etmem. Riskli bir şey bence de. özellikle seyreltmeyi tavsiye edildiği gibi 1/200 kullanmak falan bence boğazı tahriş eder. Biraz yaradana sığındık anlayacağın.

Üçüncü güvendiğim şey ise 5-6 saatte bir spreyleyip bırakmak yerine işaizliğin de bana verdiği yetkiye dayanarak 3 saatte bir sudan geçirip iyice süzüyorum. Bakteri veya mantar ürememesinin/üremeye vakit bulamamasının asıl sebebi bu.

Dördüncü bir yöntem daha var fakat ben hiç uygulamadım. Mehmet Gürbüz var bu konuda baya profesyonel olan o öğretmişti. Meşe köürünün kül suyuyla dezenfekte ediyor yarım saat kadar.

Beşinci yöntemi ise yine ben hiç uygulamadım. Demet Bükay var kafes kuşları.com forumundan. O da kaynar suda tuttuğunu söylemişti.

Yani anlayacağın üçbuçuk atıyorum fakat şimdilik problem yok. Ama şimdilik. Yine de tavsiyen benim için değerli. Daha dikkatli gözlemleyeceğim. Rutine binince işler gözden kaçabiliyor bildiğimiz şeyler bile.
Bu tarz çalışmalar genelde ya geniş perspektiften ele alıyor konuyu ya da örneğin konu fitik asit ise “papağanlarda fitik asidin kalsiyum biyoyararlılığına etkisi" gibi çok niş bir başlık altında teknik yoğunluklu bir inceleme oluyor. Geniş çerçeveden daha spesifik konulara doğru bir okuma yaparken ister istemez bir bakış açısı gelişiyor. Bunu seviyorum, saf bilgiden daha değerli oluyor bazı noktalarda.

Aslında kili yalnızca toksin bağlayıcı olarak ele almamakta fayda var. Yine de elekten geçirilmiş bir beslenme söz konusu olsa da evcil kuşlar da bir noktada toksinlere maruz kalıyor. Mikotoksinler, meyve sebzelerden gelen pestisitler veya bazı malzemelerdeki ağır metaller. Bu açıdan kili hâlâ fonksiyonel bir besin olarak isimlendirebiliriz. Başta dediğim şey ise kil ayrıca bir miktarda mineral katkısı olur ve sindirim sistemi pH'ını dengelemekte faydalıdır. Eğer özel olarak bentonit kil gibi antimikrobiyal etkileri çok güçlü bir kil sunulursa bunun çok daha fazla faydası vardır.

Bahsettiğiniz bakış açısına sonuna kadar katılıyorum. Kuşların üreme olayına hormonel sistem temelli bir aktivite diyebiliriz bence. Tüm üreme süreci en başta hipotalamusun uyarılması sonucu yaşanan hormon sentezi ile başlıyor. Geçen dinlediğim dersteki hoca hormonları çok güzel şekilde anlatıyordu: Vücudun mesaj taşıyan küçük işçileri. Kuşun kendi vücut sisteminde "üremeye hazırım" mesajını taşımasını yani kızışmasını için bu hormonel döngünün başlaması lazım: Artan güneş ışığı, uygun sıcaklık ve besin bolluğu. Sadece vitamin desteği ile bunun sağlamaya çalışmak elbette sorun çıkartır ve hayvanın ömrünü kısaltır.

Benim anladığım kadarıyla filizlendirme yaparken hijyeni sağlama noktasında kömür benzeri katkılar değerli. Ancak en temeldeki şey su sirkülasyonunu sağlayarak tohumların havasız kalmasını, suyun durgun kalmasını engellemek. İşsizliğinizin verdiği yetki oldukça yerinde gözüküyor 😊

Mehmet Gürbüz'le bir dönem konuşuyorduk, kitabını da okumuştum. Selami Yunus'un da paylaşımlarını çok incelemiştim. Aslında kömür gibi uygulamalar için hâlâ çok fazla veri eksikliği var. Teorik olarak külden daha ideal bir dezenfektan bulmak çok zor. Ancak kül ve kömür gibi bazik ürünlerin filizlendirme sürecini nasıl etkilediğine dair hiç çalışma yok (en azından ben rastlamadım). Şunu yapmayı isterdim: kül olsun, sirke veya başka bir organik asit olsun, Virkon-S olsun, kaynatma yöntemi olsun birkaç tane müstakbel filizlendirme dezenfektanını toplayıp bunlarla filizlendirme hazırlayarak hem çim kalitesini ve kuş için biyoyararlılığını incelemek hem de bakteri-mantar üremesini gözlemlemek. En ideal ürünü bulmayı sağlar.
 
Bu tarz çalışmalar genelde ya geniş perspektiften ele alıyor konuyu ya da örneğin konu fitik asit ise “papağanlarda fitik asidin kalsiyum biyoyararlılığına etkisi" gibi çok niş bir başlık altında teknik yoğunluklu bir inceleme oluyor. Geniş çerçeveden daha spesifik konulara doğru bir okuma yaparken ister istemez bir bakış açısı gelişiyor. Bunu seviyorum, saf bilgiden daha değerli oluyor bazı noktalarda.

Aslında kili yalnızca toksin bağlayıcı olarak ele almamakta fayda var. Yine de elekten geçirilmiş bir beslenme söz konusu olsa da evcil kuşlar da bir noktada toksinlere maruz kalıyor. Mikotoksinler, meyve sebzelerden gelen pestisitler veya bazı malzemelerdeki ağır metaller. Bu açıdan kili hâlâ fonksiyonel bir besin olarak isimlendirebiliriz. Başta dediğim şey ise kil ayrıca bir miktarda mineral katkısı olur ve sindirim sistemi pH'ını dengelemekte faydalıdır. Eğer özel olarak bentonit kil gibi antimikrobiyal etkileri çok güçlü bir kil sunulursa bunun çok daha fazla faydası vardır.

Bahsettiğiniz bakış açısına sonuna kadar katılıyorum. Kuşların üreme olayına hormonel sistem temelli bir aktivite diyebiliriz bence. Tüm üreme süreci en başta hipotalamusun uyarılması sonucu yaşanan hormon sentezi ile başlıyor. Geçen dinlediğim dersteki hoca hormonları çok güzel şekilde anlatıyordu: Vücudun mesaj taşıyan küçük işçileri. Kuşun kendi vücut sisteminde "üremeye hazırım" mesajını taşımasını yani kızışmasını için bu hormonel döngünün başlaması lazım: Artan güneş ışığı, uygun sıcaklık ve besin bolluğu. Sadece vitamin desteği ile bunun sağlamaya çalışmak elbette sorun çıkartır ve hayvanın ömrünü kısaltır.

Benim anladığım kadarıyla filizlendirme yaparken hijyeni sağlama noktasında kömür benzeri katkılar değerli. Ancak en temeldeki şey su sirkülasyonunu sağlayarak tohumların havasız kalmasını, suyun durgun kalmasını engellemek. İşsizliğinizin verdiği yetki oldukça yerinde gözüküyor 😊

Mehmet Gürbüz'le bir dönem konuşuyorduk, kitabını da okumuştum. Selami Yunus'un da paylaşımlarını çok incelemiştim. Aslında kömür gibi uygulamalar için hâlâ çok fazla veri eksikliği var. Teorik olarak külden daha ideal bir dezenfektan bulmak çok zor. Ancak kül ve kömür gibi bazik ürünlerin filizlendirme sürecini nasıl etkilediğine dair hiç çalışma yok (en azından ben rastlamadım). Şunu yapmayı isterdim: kül olsun, sirke veya başka bir organik asit olsun, Virkon-S olsun, kaynatma yöntemi olsun birkaç tane müstakbel filizlendirme dezenfektanını toplayıp bunlarla filizlendirme hazırlayarak hem çim kalitesini ve kuş için biyoyararlılığını incelemek hem de bakteri-mantar üremesini gözlemlemek. En ideal ürünü bulmayı sağlar.

Bence olabildiğince detaylı çalışmış adamlar.

Ben toksin bağlayıcı olarak Kuş toprağı kullanıyorum. Kil satışıp kullanıldığını bile diğer forumda öğrendim ama hiç araştırmadım hangi kil diye. Himalaya tuzu bulursam alacağım.

Üreme konusu geniş bir konu. Öbür mesajda da belirttiğim gibi bunu acele ederek değil zamana yayarak yapmak başta dişinin sağlığı olmak üzere yavruların sağlığı için de önemli.

filizlendirme konusunda kül suyu falan dense de karbon aslında olay. sen benden daha iyi bilirsin karbonun toksin tutma özelliği var. Kömür, kül suyu dediğimiz şeylerin hepsi karbona dayanıyor. Evlerdeki arıtma filtrelerinden akvaryumlardaki filtrelere kadar geniş bir kullanım alanı var. Hatta ninelerimiz eskiden kül suyu ile çamaşır yıkıyordu nehirde duymuşsundur. Normalde bir şeyin bu kadar mucizevi gösterilmesine karşıyım. Fakat karbonun özel bir durumu var. O da atomik seviyede başka atomlarla kolay kimyasal bağ kurabimesi. Yanlış hatırlamıyorsan altıgen şekilli bir şeydi. Bu kolay bağ kurup polimer olabilmesi sayesinde toksin moksin bağlayabiliyor.
Fakat iş mantar, bakteri bağlar mı konusu üzerine yorum yapabileceğim bir şey değil. Mehmet bey'in tecrübesine güvenirim o konuda çünkü hiç yapmadım. Mantar, bakteri gibi bir canlı organizma ile karbon atomunun kolay bağ kurabilmesi konusu ayrı şeyler.
Yine de yaptığım mini kamplarda kömür kullanıp yağmur suyu arıtmışlığım var. Aşağıdaki resimde önc2den hazırladığım bir dergide naaıl arıtma yaptığımı çizmiştim.

1000008646.webp


Allah affetsin böyle yağmur suyu arıtıp, kola kutusunu yarım kesip nescafe ya da çay yapıp içmişliğim çoktur. 😂😂

Teorik olarak ise kullandığım virkon s marka dezenfektan'ın etken maddesi ve etkili olduğu şeyler aşağıda.

"22 virüs ailesinden 100 suşuna, 400 bakteri ve 60'dan fazla mantara karşı yüksek etkisi bağımsız laboratuar testleri ile kanıtlanmıştır. Aktif Madde: %50 Potasyum peroksomonosülfat CAS No: 70693-62-8. Yardımcı Maddeler: Asit türleri, koruyucalar, yüzey aktif maddeler, boya, esans."

Fakat yukarıdakilere bakıp hemen woaaaw diyemiyorum. Çünkü bu dezenfektan canlılara alın için diye yapılmış bir şey değil. kafes gereçleri, veterinerler için steril malzeme gereçleri, gıda üretiminde steril malzeme gereçleri gibi şeyler için. Buğday filizinin canlılığı öldürmedi, giliz büyümeye devam etti. Ama virüs, bakteri, mantar öldürdü. Fakaat bunu yiyen baba kuşun taşlığını, bağırsağını falan haşat ediyor mu bilmiyoruz. Belki de uzun vadede zararlı. Bazı ürericiler hasta kuşun suluğuna falan katıyorlar. O kadar cesaret edemem deneme yapmak için. Ama şimdilik 5 yavru sağlıklı şekilde büyüyor. Tek tesellim akut bir zararı olsaydı daha 1 günlğk yavruda ölüme sebep verirdi ya da zararı olurdu bir şekilde. ama olmadı. Bundan sonrası orta ve uzun vadeye bakmak.

Yine de hah tamam demek yanlış. Çünkü bilim insanı gibi düşünürsek tek bir muhabbet kuşu ailesine bakarak karar vermek yanlış. Örneklem sayısı çok az.

Bilimsel metedolojinin faydasını buralarda görüyor insan. :) Bir fikrim var diye ona sıkı sıkıya sarılmak yerine onu yanlışlamaya, çürütmeye uğraşıyorum. Bilimin en temel kuralı yanlışlanabilirlik konusu beni yanlış fikre sarılmaktan, körü körüne savunmaktan kurtarıyor. :) Fakat bunu etrafımdaki insanlar tam olarak anlayamıyor. Çünkü genel insan düşüncesi "bir fikrin varsa savunursun" şeklinde. Bir fikrin varsa onu kendi elinle çürütmeye çalışmak garip geliyor insanlara. Halbuki fikrimi çürütebilirsem yanlış olduğunu öğrenmiş olurıium zarardan dönerim. Fikrimi çürütemezsem doğru olduğu ya da en az yanlış olduğu ortaya çıkar. Haklı olmak önemli değil ama doğruyu bulmuş olurum. İnsanlar bunu anlamıyor. 😂😂

Bilim güzel şey. :)
 

Tema editörü

Ayarlar Renkler

  • Mobil kullanıcılar bu fonksiyonları kullanamaz.

    Görünüm Modu Seçimi

    Tam ekran ve dar ekran modları arasında geçiş yapın.

    Izgara Görünümü

    Izgara modu ile içerikleri kolayca inceleyin ve düzenli bir görünüm elde edin.

    Resimli Izgara Modu

    Arka plan görselleriyle içeriğinizi düzenli ve görsel olarak zengin bir şekilde görüntüleyin.

    Yan Paneli Kapat

    Yan paneli gizleyerek daha geniş bir çalışma alanı oluşturun.

    Sabit Yan Panel

    Yan paneli sabitleyerek sürekli erişim sağlayın ve içeriğinizi kolayca yönetin.

  • Renginizi seçin

    Tarzınızı yansıtan rengi belirleyin ve estetik uyumu sağlayın.

Geri