BayBaykuş
Kullanıcı
- Katılım
- 24/4/25
- Mesajlar
- 97
- Tepkime Puanı
- 39
- Puan
- 18
Selamlar, kırmızı yüzlü cennet papağanları (Agapornis pullarius) hakkında doğrudan bir hobicinin ağzından, sanki bir kahve sohbetinde anlatıyormuşsun gibi hazırladığım metin aşağıdadır:
Herkesin bildiği o klasik şeftali yüzlü ya da maskeli cennet papağanlarını bir kenara bırakalım, bugün biraz daha nadir ve karakteriyle insanı gerçekten terleten ama bir o kadar da kendine bağlayan kırmızı yüzlülerden bahsetmek istiyorum. Bu kuşları beslemeye niyetlenen birinin bilmesi gereken ilk şey, karşınızda öyle her saniye elinize gelip kendisini sevdirecek bir "oyuncak" olmadığıdır. Kırmızı yüzlüler, o muazzam yeşil tüylerinin ve yüzlerindeki o derin kırmızılığın ardında aslında oldukça mesafeli ve asil bir duruş sergilerler. Kendi tecrübelerimden biliyorum, ilk sahiplendiğinizde "acaba bana hiç alışmayacak mı?" diye kendinizi sorgulatabilirler ama işin sırrı tamamen sabırda bitiyor.
Beslenme konusu bu türde en kritik nokta diyebilirim. Standart paraket yemlerini önlerine koyup geçerseniz bir süre sonra o canlı renklerinin matlaştığını ve kuşun enerjisinin düştüğünü fark edersiniz. Ben kendi kuşlarımda özellikle taze incir, yaban mersini ve dal darı takviyesinin mucizelerini gördüm. Doğal ortamlarında meyveye çok düşkün oldukları için kafeste de bu çeşitliliği arıyorlar. Karakter olarak ise diğer cennet papağanlarına göre biraz daha ürkek ama bir o kadar da zekidirler.
Sizi bir kez "güvenli bölge" olarak kodladıklarında, siz odada işinizi yaparken omzunuza konup sizi sessizce izlemeleri, o mesafeli duruşun altındaki dostluğu hissettirmesi paha biçilemez. Eğer üretim gibi bir niyetiniz varsa işiniz biraz daha zorlaşıyor; yuva hazırlığında çok titizler, nem dengesi ve doğru malzeme seçimi (özellikle taze ağaç kabukları) hayati önem taşıyor. Özetle, kırmızı yüzlü beslemek bir sabır sınavıdır ama o kırmızı maskenin arkasındaki zekayı ve sadakati keşfettiğinizde, diğer tüm türler sizin için bir adım geride kalır.
Herkesin bildiği o klasik şeftali yüzlü ya da maskeli cennet papağanlarını bir kenara bırakalım, bugün biraz daha nadir ve karakteriyle insanı gerçekten terleten ama bir o kadar da kendine bağlayan kırmızı yüzlülerden bahsetmek istiyorum. Bu kuşları beslemeye niyetlenen birinin bilmesi gereken ilk şey, karşınızda öyle her saniye elinize gelip kendisini sevdirecek bir "oyuncak" olmadığıdır. Kırmızı yüzlüler, o muazzam yeşil tüylerinin ve yüzlerindeki o derin kırmızılığın ardında aslında oldukça mesafeli ve asil bir duruş sergilerler. Kendi tecrübelerimden biliyorum, ilk sahiplendiğinizde "acaba bana hiç alışmayacak mı?" diye kendinizi sorgulatabilirler ama işin sırrı tamamen sabırda bitiyor.
Beslenme konusu bu türde en kritik nokta diyebilirim. Standart paraket yemlerini önlerine koyup geçerseniz bir süre sonra o canlı renklerinin matlaştığını ve kuşun enerjisinin düştüğünü fark edersiniz. Ben kendi kuşlarımda özellikle taze incir, yaban mersini ve dal darı takviyesinin mucizelerini gördüm. Doğal ortamlarında meyveye çok düşkün oldukları için kafeste de bu çeşitliliği arıyorlar. Karakter olarak ise diğer cennet papağanlarına göre biraz daha ürkek ama bir o kadar da zekidirler.
Sizi bir kez "güvenli bölge" olarak kodladıklarında, siz odada işinizi yaparken omzunuza konup sizi sessizce izlemeleri, o mesafeli duruşun altındaki dostluğu hissettirmesi paha biçilemez. Eğer üretim gibi bir niyetiniz varsa işiniz biraz daha zorlaşıyor; yuva hazırlığında çok titizler, nem dengesi ve doğru malzeme seçimi (özellikle taze ağaç kabukları) hayati önem taşıyor. Özetle, kırmızı yüzlü beslemek bir sabır sınavıdır ama o kırmızı maskenin arkasındaki zekayı ve sadakati keşfettiğinizde, diğer tüm türler sizin için bir adım geride kalır.