Hepimiz kuşlarımızı çok seviyoruz. Fakat hastalandıklarında çoğu zaman bilgimiz olmadığı için veterinerlere koşuyoruz veya internetten bilgi almaya çalışıyoruz. Ve fakat yine çoğu hastalık bizim bakımımız ile doğrudan ilgili. Hastalıkları daha oluşmadan önlemek hepimizin arzu ettiği bir şey. Bunun için gözden kaçabilen ya da önemsenmeyen şeyleri kaleme almak istedim. Unutmayın, önleyici faaliyetler hastalıklar ve üzücü durumlar yaşamaktan çok daha kolaydır.
Özellikle muhabbet kuşu özelinde konuşacak olursak genellikle bakımı yemini suyunu ver bitti şeklinde. Elbette öyle değil. Çok minik olmaları onları hastalıklardan daha da çabuk etkilenir yapıyor. Esasında Macaw bile olsa durum pek farklı olmayabiliyor bazen. Makalenin sonlarında izleyeceğiniz videoda iskender papağanı gibi Türkiye koşullarında doğada varolan bir kuşun kafeste yanlış bakım sebebiyle ölümünü izleyeceksiniz.
8 koşulu düzenli yerine getirmek hastalıkları daha oluşmadan önlemekte büyük fayda sağlar. Eğer yüzlerce kuş beslemiyorsanız en iyi bakıcı, hastalıklar konusunda ne yapacağını bilmeyen bakıcıdır. Çünkü kuşlarına iyi baktığı için hastalıklar konusunda çok fazla bilgisi olmaz. Araştırma yapmak zorunda kalmamıştır. Umarım hastalıklar konusunda bilgisiz, deneyimsiz bir insan olursunuz.
1. Temizlik: Hastalıkların büyük miktarı kafeslerin düzenli olarak hijyeninin sağlanmamasından kaynaklanıyor. Bu foruma gelip de bunu bilmeyen yoktur sanırım. Sorun, çok da fazla önemsemiyor oluşumuz. Üstelik hijyen sağlamak sadece kafesin tabanını temizlemek de değil. Suluklarınızı hergün tazeliyor, yosunlaşmayı önlemek için içini sıyırıyorsunuzdur diye tahmin ediyorum. Ekstra olarak ikinci suluklarınız da olsun. dönüşümlü olarak değiştirerek kullanın. Bunun sebebi eğer sulukta bakteri, mantar, virüs varsa siz yıkadığınızda hepsi geçmez. Fakat nemden arınıp kuruttuğunuzda yaşayacak ortam bulamadığı için ölürler. Ayrıca senede bir defa sulukları değiştirmek de faydalıdır. Mikro çatlak ve çizikler sebebiyle eskiyen suluklar daha fazla bakteri tutar hale gelir.
Suluklar direkt nemin olduğu nesnelerdir. Bu sebeple bakteri, virüs, mantar oluşumuna sandığımızdan çok daha fazla açıklardır. Ben temiz su koyuyorum diye düşünmeyin. Kuş, yemlikteki tozu kabukları suluğa taşıyacaktır.
İkinci tehlike ise yemliklere yakın suluklardır. Suluğa yakın yemlikler gün içinde ısınarak buharlaşma yapacak ve en yakınındaki yemlikteki yemleri de nemlendirip bozacaktır. Suluğu uzak noktada tutmak basit ama çok etkili bir yöntemdir.
Plastik tünek kullanımından kaçının. Bunu zaten bilmeyen yok. Fakat tahta tüneklerdeki dışkılar da mikrop yayıyor ve sandığınızdan çok fazla. Temizliklerini ihmal etmeyin.
Altı ızgaralı kafes kullanın muhakkak. Dışkı ile temas eden kuşlar hastalıklara açık hale gelecektir.
Profesyonel bakım. Bunu herkesin bütçesi elvermediği için muhakkak yapın diyemem. Fakat bütçeniz el veriyorsa virkon s denilen dezefektan kullanabilirsiniz kafes temizliğinde. Bugünün piyasa şartlarında 250 gram 400 lira. Sizin haftalık yapacağınız bir temizlikte kullanacağınız miktar 1 litre su için 1.5 çay kaşığı. Yani ortalama 3-4 gram. Yani 250 gram bile değil, 50 gram alsanız size 10 hafta yeter. Kuşların mikrop kapıp veterinere vereceğeniz para bundan kat kat fazla.
Yemliklerdeki tehlike. Yemlikler, kuş her yem yediğinde içi kırıntı ve tozlarla dolan bir şeydir. Bu kırıntı ve tozlar akarları, nemlenme durumunda mantar ve bakterileri kendine çeker. Bu yüzden bir yemliğin kabuklarını üfleyip yerine koymak çoğukez hastalıklara davetiye çıkarır. Bir elek yardımıyla Bu tozlardan arındırırsanız kuşlarınıza epey bir koruma sağlarsınız. Yine bu kabuk ve tozlarla sürekli uğraşmamak için akıllı yemlik de kullanmak iyi bir seçenektir.
Havalandırma: Yeterince havalandırılmamış odalarda bakteriler ve mantarlar kolay üreyebilmektedir. Bu yüzden kuşlarınızın odasını muhakkak havalandırın. Ani ısı değişimlerine ve ceryana maruz bırakmadan elbette.
Üreticiler bunu üretimhaneye havalandırma motoru takarak çözmektedirler.
Banyo: Kuşlarımız da banyo yapmayı sever muhakkak. Fakat bunu zorla yapmak, zorla suyun altına tutmak elbette tehlikelidir. Uygun oda ısısı ve kaba koyulmuş bir suda kendisi isterse yapacaktır banyosunu. Hiç banyo yapmayı sevmeyen kuşlara spreyle yağmurlama yöntemiyle 5-6 defa sprey sıkarak banyosunu verebilirsiniz. yağmurlama dediğimiz yöntem kuşun direkt üzerine sıkıp onu korkutmak yerine kuşa ters pozisyonda tavana doğru spreyleme yaparak damlacıkların yağmur şeklinde kuşun üzerine düşmesini sağlamaktır. Spreyleme esnasında yemlikleri kafesten çıkartmalısınız. Çünkü suya maruz kalan yemler bozulacak ve hastalıklara davetiye çıkaracaktır.
Banyonun faydaları saymakla bitmez. Kuş üzerindeki akarları, parazitleri atacaktır bir miktar. Derisi yumuşayacak rahatlayacaktır. Psikolojik olarak rahatlama sağlar. Yazın serinletir. Tüy döneminde vereceğiniz banyo deriyi yumuşattığı için tüylerin daha sancısız çıkmasını sağlayacaktır.
2. Beslenme: Forumlarda takılacak kadar merakınıza yenildiyseniz zaten çeşitli tohumlarla beslememiz gerektiğinin bilincindesinizdir. Çoğu hobicinin tam olarak anlayamadığı şey ise neyi hangi zamanda vermek gerektiği. Çoğunlukla forumlarda insanlar bilgiyi ezberler ve her yere aynı tavsiyeyi verir. Bilinçli olanlar da arka planını anlatmak uzun süreceği için şunu ver ya da verme der geçer danışana. Ben de yapıyorum bunu. Fakat hayat o kadar siyah beyaz net bir ayrımda değil. Bu yüzden özellikle forumlarda takılırken, en çok da beslenme konusunda ezber bilgilerden kaçının. Tavsiye edilen ya da edilmeyen şeyin arka planını da düzgün şekilde araştırın. Unutmayın, yıllarca gerek forumlarda gerekse youtube kanallarında sirke ve mama içine kullanılan bebe bisküvisi faydalı diye söylendi durdu. Bugün tavsiye eden var mı? Yok. Bu tür yanlış bilgilerin yayılması işte bu hap bilgilerden kaynaklıyor çoğu durumda.
Örneğin sirke faydalı mıdır? Evet faydalıdır. Durun hemen taşlamayın. Soru, neye faydalıdır neye değildir? Yıllarca mucizevi bir şey gibi tavsiye edildi durdu. Oysa ki faydalı olduğu şey böcek yumurtasını yok etmektir. Dışardan alıp getirdiğiniz özellikle kendi bahçenizden topladığınız "mis gibi" ıspanaklar, naneler, çeşitli otlar pazardan aldıklarınızdan daha tehlikeli desem yürü git dersiniz. Fakat pazardan alınan ürünlerde hep neyden şikayet ederiz? Çok ilaç kullanıldığından ve kalıntıların bize zararlı olduğundan. Doğrudur da. Pazardan getirdiğiniz yapraklı bitkiler ilaç kalıntısı riski taşır ama böcek yumurtası taşımaz. Adam zaten kontrolsüzce basmış böcek kovucuyu. Bahçenizden getirdikleriniz de ilaç kalıntısı taşımaz ama çeşitli böcek yumurtaları, parazitler taşır ve bir böcek yumurtası suyla yıkamayla gitmeyebilir. Elma sirkesi asidik olmasıyla burada işe yarar. 5-10 dakika elma sirkesinde duran yapraklarda yumurtalar bozulur asidik yapısıyla.
Fakat siz elma sirkesi mucizevi diye kursak mantarı olmuş kuşa elma sirkesi verirseniz asidik ortamda daha da iyi çoğalma imkanı bulan mantarı azdırırsınız. Böcek yumurtası ne alaka, mantarlar ne alaka, bakteriler ne alaka değil mi?
Üstelik bu sadece bir örnek. Bir örnek için bile paragraflarca yazı yazdım. Bu yüzden internette hap bilgiler çok olup yanlış bilgiler çabuk yayılıyor.
Beslenme konusuna tekrar gelecek olursak kuşlarımız doğada yaşamadığı için aldığımız 500 gram yem ile sadece hayatta kalır, hastalıklara açık hale gelir. Forumları inceleyin, kuşum şöyle hasta böyle hasta diyenlerle dolu. Sebebi sizce ne? Yetersiz beslenmenin oranı epey çoktur tahminimce. Sadece geniş bir spektrumda besleme de herşeye çözüm değil. Kışa girerken biraz yağlandırın kuşlarınızı örneğin. Bunun en kolay yolu aspur gibi tohumlardır. Hafif yağlanma kuşunuzu yeni duruma adapte etmede yardımcı olur. Yaz mı geldi? Artık kuşunuzun yağlanmaya ihtiyacı yok ama çok susayıp çok dışkıladığı için elektrolite, çeşitli minerallere ihtiyacı var. Maden suyu seyreltip vermek ya da yaza özel likit mineraller, dilerseniz profesyonel elektrolitler yazın kuşunuzun sıvı kaybına bağlı hastalıkları büyük oranda engelleyecektir. Yine yazın kafeslerin temizliği önem kazanacaktır. Çünkü sıcaklarda bakterisi mantarı cirit atacaktır tabanda.
Bazı tohumlar ise bazı hastalıkların önlenmesinde öne çıkarlar. Örneğin foniopaddy tohumu koksidiyoza neden olan parazitlerin katilidir. Belli zamanlarda vereceğiniz foniopaddy tohumu kuşunuzu koksidiyozdan önemli ölçüde korur.
Deve dikeni tohumu karaciğer koruyucudur. brokoli içinde yüksek miktarda kalsiyum a,c, k vitamini içerir. Buğday ya da çeşitli tohumlar filizlendirmek içindeki faydayı 3-4 katına çıkarır. Bol e vitamini ve selenyum içerir Yumurta mamaları hayvansal gıda açısından büyük önem taşır.
Sadece "multivitamin aldım, oh tamam bütün ihtiyaçları karşılandı kuşun" demek yanlıştır. Multivitamin ya da vitaminleri ne kadar sentetik de olsa evet faydalıdır ama yeterli asla değildir. Kuş bakan hobicilerin en büyük yanlışı bu tür ek gıdaları sadece kuştan yavru almayı düşündüklerinde gündeme getirmeleridir. Oysa ki kuşlarımızın bunlara her zaman ihtiyacı vardır.
Tüy dönemi: Bir kuşun gençlik tüyleri hariç senede iki defa tüy değişimine girmesi sağlıklı ve olağan bir durumdur. Tıpkı bizim yazın tişörtleri kışın kazakları dolaptan çıkarmamız gibidir. Ne var ki bu dönemlerde vücutları bütün enerjiyi yeni tüy oluşturmaya harcadığı için biraz savunmasız hale gelir. Bu dönemde kafes temizliğine ve beslenmesine ekstra dikkat etmeliyiz. Yaygın inanış b vitamini, az miktar yulaf verin şeklindedir. Doğrudur da. Hatta Bt amin forte tavsiye edilir. Sebebi tüylerin düzgün ve güzel çıkabilmesi için b vitamini yanında o b vitamininin sentezlenmesi için gerekli olan aminoasitleri de barındırmasıdır. Ben bu dönemde probiyotik kullanımını da bir tık arttırıyorum ve yumurta maması zamanı değilse bile yapıyorum. Demek istediğim "oh b vitaminini verdim olay bitti" değil.
İnsan vücudunda da kuşlarımızın vücudunda da hem yararlı hem zararlı bakteri ve mantarlar vardır. Bunların çoğu fırsatçıdır ve çoğu bağışıklık düştüğünde olması gerekenden fazla vücutta üremeye başlar. Bu noktada çoğumuzun kullandığı probiyotikler devreye girer. Fakat hep atlanan nokta probiyotik kadar prebiyotikler de önemlidir. Probiyotikler canlı bakteriler ise prebiyotikler o canlı bakterilerin (lactobasilus) yemeğidir. Yiyecek ki faydalı bakteriler çoğalacak. Eğer kuşunuz prebiyotik almıyorsa sürekli probiyotik desteği sağlamak zorunda kalırsınız.
En iyi prebiyotik (besin) destekleri Karahindiba, muz, yulaf, çekirdeği çıkarılmış elma, keten tohumu, enginar ve kuşkonmazdır. Aslında uygun miktarda bağırsaklarda probiyotik sağlandıktan sonra sürekli prebiyotik vermek yeterlidir. Probiyotik vermenize gerek kalmaz. Fakat çoğukez güvenemeyip haftada bir ya da 10 günde bir veriyoruz probiyotik. Bu da bizim çıkmazımız.
Fakat yine de şu sonucu çıkarıyoruz. Probiyotik verdiğimiz günlerin ertesi günü en kolay ulaşılabilir olan yulaf verebiliriz az miktar. Demek ki keten tohumu sadece kızıştırmak için değilmiş. Demek ki ben diyete evde bulunan muz, elma bile eklesem probiyotiğe belki para vermeme gerek kalmayacak. Çeşitli beslemek işte bu yüzden önemlidir. Bu yüzden sadece aldığımız 400 gram muhabbet kuşu yetmiyor.
3. Egzersiz: Muhabbet kuşlarında en ihmal edilen konuların başında geliyor maalesef. Üstelik konu sadece vücut egzersizi de değil. Bu minik kuşlar vahşi doğada gün boyu yemek ararlar, beyinlerini çalıştırırlar. Kafeste ise önüne konan hazır yem, hazır su ile çok da fazla beyinlerini kullanmak zorunda kalmazlar. Türkiye'de çok bilinmese de yurtdışında bazı yem arama oyuncakları satıştadır. Yabancılar buna foraging demişler kısaca. Bu tür oyuncak ve egzersizler kuşlarınızı depresyona bağlı streslerden korur.
İkinci egzersiz ise kemirme egzersizidir. Kuşlarınıza üreme döneminde değillerse sterilize edilmiş dallar vermelisiniz ki hem kemirme hem de oyun ile meşgul olabilsinler. Hatta Jako papağan besleyen bir hobici " akşam işten eve geldiğimde kartonlar parçalanmışsa, dallar kemirilip dağıtılmışsa mutlu oluyorum" derdi. Streseten tüy yolup kel kalan ya da bağırıp depresyona giren, ısıran jako papağanı hikayelerinin altında bu sebep yatar çoğunlukla. 4-5 yaşında çocuk zekasına sahip bir kuşu kös kös kafeste oturtmak, dünyanın en zeki insanını tek kişilik hücreye tıkmak gibi bir şeydir. Kaldı ki sadece jakolar için geçerli değil bu durum. En küçük türlerden muhabbet kuşu için de durum aynı. Sosyal ve hareketli oldukları için sevip baktığımız kuşları bir kafeste sadece yem ve suya mahkum etmek çok kötü bir durum. Hiç bir şey yapamıyorsanız en kötü ara ara oyuncaklarını değiştirmeniz gereklidir.
Uçuş egzersizinden bahsetmeme sanırım gerek yok. Kuşlarımızın hem aşırı yağlanmaması hem de belli hormonları hareket ederek salgılaması için uçuş egzersizleri şarttır. Üstelik uçuşlar sırasında kaslarında oluşan mikro yırtılmalarla vücudu aldığı proteini kullanacak mini kas yapacaktır. Tıpkı insanlarda olduğu gibi. Bu onları daha sağlıklı hale getirecektir. Sürekli kafeste tuttuğunuz kuş yapacak bir şey bulamadığı için sürekli yem yeme eğiliminde olup karaciğer yağlanması, obezite gibi risklere açık hale gelecektir.
4. Uyku düzeni ve yapay ışıklar: Maalesef bu konu da çok atlanan bir konu. Hatta bazen "benim kuşum benimle birlikte uyur benimle birlikte uyanır" diye iftihar bile ederiz. Ne var ki vücudun kendini tamir edebilmesi için düzgün bir uyku düzenine muhakkak ihtiyaç vardır. Vücudun kendini tamir edebilmesi, toksinlerini atabilmesi, zihninin durulabilmesi için düzgün bir uyku düzeni şarttır. Bunları anlatmak zaten vaka-ı adiyeden oldu artık. Sorun yeterince önem vermiyor oluşumuz. Vücudunu tamir edemeyen, zihnini dinlendiremeyen bir kuş hastalıklara da açık hale gelecektir. İstediğiniz kadar en iyi bakımı yapın günlük 3-4 saat uyku uyuyan bir kuş önünde sonunda hastalanacaktır. Çünkü bazı hormonlar sadece derin uykuda, kör karanlıkta salgılanır. Siz istediğiniz kadar "ama benim kuşum tv açıkken de uykusu varsa uyur" deyin. Evet artık bitkin düştüğü için uyumak zorunda kalır fakat bazı hormonları işletemez gece.
Yapay ışıklar ve doğayla olan uyumsuzluk: Normalde doğada güneş yavaş yavaş belirir ve yavaş yavaş akşam olur. Fakat yapay ışıklar aniden açılıp kapanarak sadece kuşlar değil biz insanlar için bile stres kaynağıdır. Hatta son 10 senedir insan merkezli aydınlatma konusu hızla yaygınlaşmaktadır aydınlatma firmaları arasında. Aydınlatmacı olduğum için bu konuda biraz daha detay verebilirim sanırım. Philips, osram gibi firmalar oluşturdukları konsorsiyumlarla ortak bir standart belirlemeye çalışıyorlar. Uğraştıkları konu HCL. Human center lighting demek. Türkçesi İnsan merkezli bir aydınlatma. İnsanların ve hatta tüm canlıların sirkadiyen ritmi denilen bir biyolojik saati var biliyorsunuz. Fakat ofis gibi kapalı ortamlardaki yapay ışıklar bu sirkadiyen ritmi oldukça fazla bozmakta, özellikle şehir insanını stresli, depresyonlu bir hale sokmaktalar. Bu yüzden günün saatinin ritmine uygun yapay ışıklar oluşturulması gündemde. Kabaca gündüz daha yoğun ışıkken akşama doğru daha soft ışıklara sistemin kendiliğinden geçmesi ve insanların zihninin yumuşatılması hedeflenen. Aslında bu ortalama bir elektronikçinin bile basit bir programla hazırlayabileceği bir şey. Tabii ki sektörel olarak standartlaşmak sektör problemleri. Bu kadarını bilmek yeterli bizim için.
Peki biz kuşlarımız için ne yapabiliriz? Yapabileceğimiz en basit şey çat diye ışıkları açıp strese sokmamak. kuşun bulunduğu odada aydınlatma kullanmasanız bile olur. Bırakın doğal gün ışığıyla uyusun uyansın.
Profesyonel üreticiler çoğunlukla penceresiz ortamlarda üretim yaptıkları için yavaş yavaş en yüksek seviyeye ulaşan ve aynı şekilde yavaş yavaş akşamı taklit edip sönen aydınlatmalar kullanmakta. Onların da insan merkezli aydınlatmadan haberi yok şu an. Muhtemelen ilerdeki 10-15 senede onlar da en azından ışığın renk tonunu (aslında dalga boyu) günün saatine göre ayarlayan ışıklandırmalar kullanacaklardır.
Güneş ışığı ve önemi: Kuşlarımız bizim gibi değillerdir. Onlar görünür ışık harici uvb ışınları da görebilmektedir. Bu yüzden özellikle cinsel seçilimde güneş ışığı, uvb ışıklar önemli rol oynar. Kuşlarınızı güneş ışığından mahrum etmeyin. Hem d vitamini sentezlenmesi kemikler açısından faydalı hem de onların gerçek renkleri görebilmeleri için faydalı. Bu yüzden güneşe çıkardığımız kuşlar ekstra neşelenir.
Üreticiler bunun için kuşlara özel üretilmiş uvb lambaları bile kullanmaktalar artık. Şunu da not düşmek gerekir ki sürüngenler için üretilmiş uv lambalar kuşlarımız için tehlikelidir, kullanmayınız. Kuşlar için üretilenlerde bile üretici talimatlarına uyup atıyorum yarım saat deniliyorsa yarım saatten fazla kuşun üzerinde tutulmamalıdır.
5. Genetik: Belki de en önemli konu bu olabilir. Kuşlarımızın bağışıklıkları, metabolizma hızları da kendine özeldir. Genetik konusunda üreticisine güvenmekten başka yapabileceğimiz bir şey yoktur sanırım. Yine de bir kuş sahiplenirken ben olsam bir üreticiden anasını babasını bilerek sahiplenirdim. Eğer kendiniz üretim yapıyorsanız da bir sonraki sezon için damızlık olarak kullanacağınız kuş yuvalıktaki ilk çıkan kuşlar olsun. İlk çıkan kuşlar bir rahatsızlığı yoksa henüz tdk olduğu için annenin kursak sütünden en iyi faydalanan kuştur genelde. Bağışıklığı baştan en üst düzeyde olan kuş bir sonraki sezonlarda daha az problem çıkaracaktır sizlere.
Bazı kuş türleri ise hastalıklara yatkın olarak doğarlar. Örneğin hastalıklara en dirençli ve yavru vermede en verimli kuşlar, muhabbet kuşları için bildiğimiz geleneksel yeşil kuşlardır. Baskın gene sahiptirler. Mavi seri dediğimiz yeşil olmayan kuşlar çekinik gene sahiptir. Albino, lutino dediğimiz kuşlar aslında gen yoksunu olduğu için öyle güzel görünür. Güneşe karşı hassastırlar. Jumbo türler ise bol tüylü oldukları için tüy arasında parazitler rahatlıkla üremektedir. Bu da onları hastalıklara yatkın hale getirir. Elbette her jumbo hasta olacaktır demiyorum. Risklere açık hale gelme ihtimalleri fazladır. En azından bazı şeylerin bilincinde olmak gerekli önlemleri almak için fayda sağlar.
6. Dışkı takibi: Karikatürize edilmiş dedektif gibi görünmek istemem ama dışkılar hastalıkların tespitinde çok çok çpk büyük öneme sahiptir. Dışkıları her zaman takipte olmak hastalıkların erken tespitinde büyük rol oynar. Kuş bakmak tabiri caizse b.k takipçiliğidir. Bir süre sonra iğrenmeyi bırakıp eşelemeye bile başlarsınız. Elbette burada dışkı şöyle olursa şudur böyle olursa budur diye yazı döşeyemem. Fakat bilmiyorsanız da sağlıklı bir dışkı nasıl olur gidin öğrenin. Dışkılar sebze ya da mama yenmediği halde ve sürekli olarak çok sıvı ise dikkate alın bu durumu. Bembeyaz çıkıyorsa pankreas, böbrek, karaciğer sorunlarına işaret eder. Sık beslenme olabilir. Bir kuş akarlar, parazitler, bit pire gibi bir şey yüzünden gece rahat uyuyamadıysa sürekli hareket edecek kaşınacaktır. Sabah baktığınızda dışkıları belli bir yerde toplanmak yerine dağınık olacaktır. Kanlı dışkılar, köpüklü dışkılar, kahverengi dışkılar, kıvamı ya da rengi bozuk dışkılar hep bize başka başka hastalıklar hakkında bilgiler verecek hatta bazen nokta atışı yapmamızı sağlayacaktır. Maalesef kuşlar son ana kadar yiyip içen normal yaşayan kuşlardır. Bu dışkı takibi yapılmazsa erken teşhis olmadığı için kuşunuzu bir gün tabanda ölü halde bulabilirsiniz.
7. Adaptasyon: Kuşlarımızın soğuğa fazla dayanamayacağı söylenir. Özellikle de küçük türler için. Doğrudur da. Fakat bir yandan da internette baktığınızda karlar içinde dışarda kümeste bakılan kuş da görürsünüz. Fakat siz kuşunuzu yandaki sıcak odaya, geçirseniz hasta oluyor. Bu nasıl oluyor? Aslında kuşlarımız 5-6 derecede bile yaşar. Fakat bunun için 2 koşul gereklidir. Birincisi o soğuklara yavaş yavaş adapte olması gereklidir. Bu süre zarfında o da kışlık tüylerini çıkaracaktır. Kendi uygulamam olarak şu an yuvalıkta 5 yavru olduğu halde, yavaş yavaş kışa giriyor olduğumuz halde camlar rüzgarsız ortamda açık duruyor. Bu sayede aylarca süren yavaş yavaş ısı değişimine onlar da adapte oluyorlar. Fakat detay olarak açık havada yuvalık kapağını asla açmıyorum. Yuvalığın kendine ait bir mikro iklimi var. Ani ısı değişimi yavruya zarar verir. O kadar da değil. İkinci olarak soğuk ortamda kuşlar daha fazla enerji harcarlar. Bu yüzden onlara gerekli enerjiyi vermelisiniz. Yavru bakmasa bile aspur'u, mamayı, buğday filizini aksatmayacaktım. Kışa biraz kilolu girmelerini sağlayıp devam ettirecektim. Esasen kışın değil yazın korkmak lazım adaptasyon sağlandıysa. Çünkü yanlış hatırlamıyorsam 22 derece altında bakteri üretimi epey yavaşlıyor. Yazın çok daha riskli yani.
8. Aileye yeni katılan bireyler: Özellikle acemilerin yaptığı/yaptığımız en büyük hata bir hevesle evdeki kuşumuza arkadaş olsun diye getirdiğimiz dışardan kuşların evdeki kuşu hasta etmesidir. Hatta çoğu durumda bu senaryo ölümle sonuçlanır.
Senaryo şu şekildedir. Eve getirilen kuş adaptasyon süreci sağlanana kadar ekstra bakım ve ilgi ister. Çünkü bulunduğu petshopta yıllarca kalsa oranın virüs ve bakteri yüküne alışık kuşun ortam değiştiğinde gerek stres gerek yeni ortamdan bağışıklığı düşer. Bir yandan da sizin ortamınızda hiç tanımadığı bakterilerle, virüslerle, mantarlarla tanışır. Muhtemelen de yavrudur bu kuş. Genelde de 30-35 günlük. Annesinden ayrı yem kırabiliyor olması onun bağışıklık yani immün sisteminin oturduğu anlamına gelmez. Fırsatçı virüs, bakteri ve mantarlar vücudu ele geçirir ve kuş ölür. Eğer gelir gelmez evdeki kuşla yanyana getirdiyseniz yandı gülüm keten helva. O da eve gelen kuştan tanımadığı bir virüs, bakteri ya da mantarla karşılaşır ve ölür. Bunu daha iyi anlayabilmeniz için hepimizin unutmak istediği pandemiye bakmamız yeterli. O korona virüsü yok olmadı. Biz alıştık.
Üstelik yeni kuşunuz petshoptaki yetersiz ve kalabalık bakım koşullarından dolayı gerçekten de hasta olabilir.
Bu yüzden yeni aile bireyinizi karantina altına almanız, farklı odada tutmanız, aynı kafes ekipmanlarını kesinlikle kullanmamanız, hatta taşıyıcı olmamak adına bir kuşu elinize aldıysanız kendinizi dezenfekte etmeden diğer kuşa temas etmememeniz gerekli. Anlattıklarımı abartılı buluyorsanız aşağıdaki videoyu 12:30'a atlayıp dinleyin.
Elbette yazılabilecek çok daha fazla şey vardır fakat bu yazıya sığdırmak mümkün değildir. Biraz uzun bir yazı oldu fakat okuyana katkı sağlayacağını umuyorum.
Not: Bu yazı hazırlanırken 3 demlik çay, 1 paket sigara bitirilmiştir. Fakat sigara içerken hiçbir kuşa zarar verilmemiş olup ayrı odada içilmiştir. Sigara kuşların solunum sistemine zararlı diye uzun bir yazı yazmama gerek yok sanırım.
Sevgilerle.
Özellikle muhabbet kuşu özelinde konuşacak olursak genellikle bakımı yemini suyunu ver bitti şeklinde. Elbette öyle değil. Çok minik olmaları onları hastalıklardan daha da çabuk etkilenir yapıyor. Esasında Macaw bile olsa durum pek farklı olmayabiliyor bazen. Makalenin sonlarında izleyeceğiniz videoda iskender papağanı gibi Türkiye koşullarında doğada varolan bir kuşun kafeste yanlış bakım sebebiyle ölümünü izleyeceksiniz.
8 koşulu düzenli yerine getirmek hastalıkları daha oluşmadan önlemekte büyük fayda sağlar. Eğer yüzlerce kuş beslemiyorsanız en iyi bakıcı, hastalıklar konusunda ne yapacağını bilmeyen bakıcıdır. Çünkü kuşlarına iyi baktığı için hastalıklar konusunda çok fazla bilgisi olmaz. Araştırma yapmak zorunda kalmamıştır. Umarım hastalıklar konusunda bilgisiz, deneyimsiz bir insan olursunuz.
1. Temizlik: Hastalıkların büyük miktarı kafeslerin düzenli olarak hijyeninin sağlanmamasından kaynaklanıyor. Bu foruma gelip de bunu bilmeyen yoktur sanırım. Sorun, çok da fazla önemsemiyor oluşumuz. Üstelik hijyen sağlamak sadece kafesin tabanını temizlemek de değil. Suluklarınızı hergün tazeliyor, yosunlaşmayı önlemek için içini sıyırıyorsunuzdur diye tahmin ediyorum. Ekstra olarak ikinci suluklarınız da olsun. dönüşümlü olarak değiştirerek kullanın. Bunun sebebi eğer sulukta bakteri, mantar, virüs varsa siz yıkadığınızda hepsi geçmez. Fakat nemden arınıp kuruttuğunuzda yaşayacak ortam bulamadığı için ölürler. Ayrıca senede bir defa sulukları değiştirmek de faydalıdır. Mikro çatlak ve çizikler sebebiyle eskiyen suluklar daha fazla bakteri tutar hale gelir.
Suluklar direkt nemin olduğu nesnelerdir. Bu sebeple bakteri, virüs, mantar oluşumuna sandığımızdan çok daha fazla açıklardır. Ben temiz su koyuyorum diye düşünmeyin. Kuş, yemlikteki tozu kabukları suluğa taşıyacaktır.
İkinci tehlike ise yemliklere yakın suluklardır. Suluğa yakın yemlikler gün içinde ısınarak buharlaşma yapacak ve en yakınındaki yemlikteki yemleri de nemlendirip bozacaktır. Suluğu uzak noktada tutmak basit ama çok etkili bir yöntemdir.
Plastik tünek kullanımından kaçının. Bunu zaten bilmeyen yok. Fakat tahta tüneklerdeki dışkılar da mikrop yayıyor ve sandığınızdan çok fazla. Temizliklerini ihmal etmeyin.
Altı ızgaralı kafes kullanın muhakkak. Dışkı ile temas eden kuşlar hastalıklara açık hale gelecektir.
Profesyonel bakım. Bunu herkesin bütçesi elvermediği için muhakkak yapın diyemem. Fakat bütçeniz el veriyorsa virkon s denilen dezefektan kullanabilirsiniz kafes temizliğinde. Bugünün piyasa şartlarında 250 gram 400 lira. Sizin haftalık yapacağınız bir temizlikte kullanacağınız miktar 1 litre su için 1.5 çay kaşığı. Yani ortalama 3-4 gram. Yani 250 gram bile değil, 50 gram alsanız size 10 hafta yeter. Kuşların mikrop kapıp veterinere vereceğeniz para bundan kat kat fazla.
Yemliklerdeki tehlike. Yemlikler, kuş her yem yediğinde içi kırıntı ve tozlarla dolan bir şeydir. Bu kırıntı ve tozlar akarları, nemlenme durumunda mantar ve bakterileri kendine çeker. Bu yüzden bir yemliğin kabuklarını üfleyip yerine koymak çoğukez hastalıklara davetiye çıkarır. Bir elek yardımıyla Bu tozlardan arındırırsanız kuşlarınıza epey bir koruma sağlarsınız. Yine bu kabuk ve tozlarla sürekli uğraşmamak için akıllı yemlik de kullanmak iyi bir seçenektir.
Havalandırma: Yeterince havalandırılmamış odalarda bakteriler ve mantarlar kolay üreyebilmektedir. Bu yüzden kuşlarınızın odasını muhakkak havalandırın. Ani ısı değişimlerine ve ceryana maruz bırakmadan elbette.
Üreticiler bunu üretimhaneye havalandırma motoru takarak çözmektedirler.
Banyo: Kuşlarımız da banyo yapmayı sever muhakkak. Fakat bunu zorla yapmak, zorla suyun altına tutmak elbette tehlikelidir. Uygun oda ısısı ve kaba koyulmuş bir suda kendisi isterse yapacaktır banyosunu. Hiç banyo yapmayı sevmeyen kuşlara spreyle yağmurlama yöntemiyle 5-6 defa sprey sıkarak banyosunu verebilirsiniz. yağmurlama dediğimiz yöntem kuşun direkt üzerine sıkıp onu korkutmak yerine kuşa ters pozisyonda tavana doğru spreyleme yaparak damlacıkların yağmur şeklinde kuşun üzerine düşmesini sağlamaktır. Spreyleme esnasında yemlikleri kafesten çıkartmalısınız. Çünkü suya maruz kalan yemler bozulacak ve hastalıklara davetiye çıkaracaktır.
Banyonun faydaları saymakla bitmez. Kuş üzerindeki akarları, parazitleri atacaktır bir miktar. Derisi yumuşayacak rahatlayacaktır. Psikolojik olarak rahatlama sağlar. Yazın serinletir. Tüy döneminde vereceğiniz banyo deriyi yumuşattığı için tüylerin daha sancısız çıkmasını sağlayacaktır.
2. Beslenme: Forumlarda takılacak kadar merakınıza yenildiyseniz zaten çeşitli tohumlarla beslememiz gerektiğinin bilincindesinizdir. Çoğu hobicinin tam olarak anlayamadığı şey ise neyi hangi zamanda vermek gerektiği. Çoğunlukla forumlarda insanlar bilgiyi ezberler ve her yere aynı tavsiyeyi verir. Bilinçli olanlar da arka planını anlatmak uzun süreceği için şunu ver ya da verme der geçer danışana. Ben de yapıyorum bunu. Fakat hayat o kadar siyah beyaz net bir ayrımda değil. Bu yüzden özellikle forumlarda takılırken, en çok da beslenme konusunda ezber bilgilerden kaçının. Tavsiye edilen ya da edilmeyen şeyin arka planını da düzgün şekilde araştırın. Unutmayın, yıllarca gerek forumlarda gerekse youtube kanallarında sirke ve mama içine kullanılan bebe bisküvisi faydalı diye söylendi durdu. Bugün tavsiye eden var mı? Yok. Bu tür yanlış bilgilerin yayılması işte bu hap bilgilerden kaynaklıyor çoğu durumda.
Örneğin sirke faydalı mıdır? Evet faydalıdır. Durun hemen taşlamayın. Soru, neye faydalıdır neye değildir? Yıllarca mucizevi bir şey gibi tavsiye edildi durdu. Oysa ki faydalı olduğu şey böcek yumurtasını yok etmektir. Dışardan alıp getirdiğiniz özellikle kendi bahçenizden topladığınız "mis gibi" ıspanaklar, naneler, çeşitli otlar pazardan aldıklarınızdan daha tehlikeli desem yürü git dersiniz. Fakat pazardan alınan ürünlerde hep neyden şikayet ederiz? Çok ilaç kullanıldığından ve kalıntıların bize zararlı olduğundan. Doğrudur da. Pazardan getirdiğiniz yapraklı bitkiler ilaç kalıntısı riski taşır ama böcek yumurtası taşımaz. Adam zaten kontrolsüzce basmış böcek kovucuyu. Bahçenizden getirdikleriniz de ilaç kalıntısı taşımaz ama çeşitli böcek yumurtaları, parazitler taşır ve bir böcek yumurtası suyla yıkamayla gitmeyebilir. Elma sirkesi asidik olmasıyla burada işe yarar. 5-10 dakika elma sirkesinde duran yapraklarda yumurtalar bozulur asidik yapısıyla.
Fakat siz elma sirkesi mucizevi diye kursak mantarı olmuş kuşa elma sirkesi verirseniz asidik ortamda daha da iyi çoğalma imkanı bulan mantarı azdırırsınız. Böcek yumurtası ne alaka, mantarlar ne alaka, bakteriler ne alaka değil mi?
Üstelik bu sadece bir örnek. Bir örnek için bile paragraflarca yazı yazdım. Bu yüzden internette hap bilgiler çok olup yanlış bilgiler çabuk yayılıyor.
Beslenme konusuna tekrar gelecek olursak kuşlarımız doğada yaşamadığı için aldığımız 500 gram yem ile sadece hayatta kalır, hastalıklara açık hale gelir. Forumları inceleyin, kuşum şöyle hasta böyle hasta diyenlerle dolu. Sebebi sizce ne? Yetersiz beslenmenin oranı epey çoktur tahminimce. Sadece geniş bir spektrumda besleme de herşeye çözüm değil. Kışa girerken biraz yağlandırın kuşlarınızı örneğin. Bunun en kolay yolu aspur gibi tohumlardır. Hafif yağlanma kuşunuzu yeni duruma adapte etmede yardımcı olur. Yaz mı geldi? Artık kuşunuzun yağlanmaya ihtiyacı yok ama çok susayıp çok dışkıladığı için elektrolite, çeşitli minerallere ihtiyacı var. Maden suyu seyreltip vermek ya da yaza özel likit mineraller, dilerseniz profesyonel elektrolitler yazın kuşunuzun sıvı kaybına bağlı hastalıkları büyük oranda engelleyecektir. Yine yazın kafeslerin temizliği önem kazanacaktır. Çünkü sıcaklarda bakterisi mantarı cirit atacaktır tabanda.
Bazı tohumlar ise bazı hastalıkların önlenmesinde öne çıkarlar. Örneğin foniopaddy tohumu koksidiyoza neden olan parazitlerin katilidir. Belli zamanlarda vereceğiniz foniopaddy tohumu kuşunuzu koksidiyozdan önemli ölçüde korur.
Deve dikeni tohumu karaciğer koruyucudur. brokoli içinde yüksek miktarda kalsiyum a,c, k vitamini içerir. Buğday ya da çeşitli tohumlar filizlendirmek içindeki faydayı 3-4 katına çıkarır. Bol e vitamini ve selenyum içerir Yumurta mamaları hayvansal gıda açısından büyük önem taşır.
Sadece "multivitamin aldım, oh tamam bütün ihtiyaçları karşılandı kuşun" demek yanlıştır. Multivitamin ya da vitaminleri ne kadar sentetik de olsa evet faydalıdır ama yeterli asla değildir. Kuş bakan hobicilerin en büyük yanlışı bu tür ek gıdaları sadece kuştan yavru almayı düşündüklerinde gündeme getirmeleridir. Oysa ki kuşlarımızın bunlara her zaman ihtiyacı vardır.
Tüy dönemi: Bir kuşun gençlik tüyleri hariç senede iki defa tüy değişimine girmesi sağlıklı ve olağan bir durumdur. Tıpkı bizim yazın tişörtleri kışın kazakları dolaptan çıkarmamız gibidir. Ne var ki bu dönemlerde vücutları bütün enerjiyi yeni tüy oluşturmaya harcadığı için biraz savunmasız hale gelir. Bu dönemde kafes temizliğine ve beslenmesine ekstra dikkat etmeliyiz. Yaygın inanış b vitamini, az miktar yulaf verin şeklindedir. Doğrudur da. Hatta Bt amin forte tavsiye edilir. Sebebi tüylerin düzgün ve güzel çıkabilmesi için b vitamini yanında o b vitamininin sentezlenmesi için gerekli olan aminoasitleri de barındırmasıdır. Ben bu dönemde probiyotik kullanımını da bir tık arttırıyorum ve yumurta maması zamanı değilse bile yapıyorum. Demek istediğim "oh b vitaminini verdim olay bitti" değil.
İnsan vücudunda da kuşlarımızın vücudunda da hem yararlı hem zararlı bakteri ve mantarlar vardır. Bunların çoğu fırsatçıdır ve çoğu bağışıklık düştüğünde olması gerekenden fazla vücutta üremeye başlar. Bu noktada çoğumuzun kullandığı probiyotikler devreye girer. Fakat hep atlanan nokta probiyotik kadar prebiyotikler de önemlidir. Probiyotikler canlı bakteriler ise prebiyotikler o canlı bakterilerin (lactobasilus) yemeğidir. Yiyecek ki faydalı bakteriler çoğalacak. Eğer kuşunuz prebiyotik almıyorsa sürekli probiyotik desteği sağlamak zorunda kalırsınız.
En iyi prebiyotik (besin) destekleri Karahindiba, muz, yulaf, çekirdeği çıkarılmış elma, keten tohumu, enginar ve kuşkonmazdır. Aslında uygun miktarda bağırsaklarda probiyotik sağlandıktan sonra sürekli prebiyotik vermek yeterlidir. Probiyotik vermenize gerek kalmaz. Fakat çoğukez güvenemeyip haftada bir ya da 10 günde bir veriyoruz probiyotik. Bu da bizim çıkmazımız.
3. Egzersiz: Muhabbet kuşlarında en ihmal edilen konuların başında geliyor maalesef. Üstelik konu sadece vücut egzersizi de değil. Bu minik kuşlar vahşi doğada gün boyu yemek ararlar, beyinlerini çalıştırırlar. Kafeste ise önüne konan hazır yem, hazır su ile çok da fazla beyinlerini kullanmak zorunda kalmazlar. Türkiye'de çok bilinmese de yurtdışında bazı yem arama oyuncakları satıştadır. Yabancılar buna foraging demişler kısaca. Bu tür oyuncak ve egzersizler kuşlarınızı depresyona bağlı streslerden korur.
İkinci egzersiz ise kemirme egzersizidir. Kuşlarınıza üreme döneminde değillerse sterilize edilmiş dallar vermelisiniz ki hem kemirme hem de oyun ile meşgul olabilsinler. Hatta Jako papağan besleyen bir hobici " akşam işten eve geldiğimde kartonlar parçalanmışsa, dallar kemirilip dağıtılmışsa mutlu oluyorum" derdi. Streseten tüy yolup kel kalan ya da bağırıp depresyona giren, ısıran jako papağanı hikayelerinin altında bu sebep yatar çoğunlukla. 4-5 yaşında çocuk zekasına sahip bir kuşu kös kös kafeste oturtmak, dünyanın en zeki insanını tek kişilik hücreye tıkmak gibi bir şeydir. Kaldı ki sadece jakolar için geçerli değil bu durum. En küçük türlerden muhabbet kuşu için de durum aynı. Sosyal ve hareketli oldukları için sevip baktığımız kuşları bir kafeste sadece yem ve suya mahkum etmek çok kötü bir durum. Hiç bir şey yapamıyorsanız en kötü ara ara oyuncaklarını değiştirmeniz gereklidir.
Uçuş egzersizinden bahsetmeme sanırım gerek yok. Kuşlarımızın hem aşırı yağlanmaması hem de belli hormonları hareket ederek salgılaması için uçuş egzersizleri şarttır. Üstelik uçuşlar sırasında kaslarında oluşan mikro yırtılmalarla vücudu aldığı proteini kullanacak mini kas yapacaktır. Tıpkı insanlarda olduğu gibi. Bu onları daha sağlıklı hale getirecektir. Sürekli kafeste tuttuğunuz kuş yapacak bir şey bulamadığı için sürekli yem yeme eğiliminde olup karaciğer yağlanması, obezite gibi risklere açık hale gelecektir.
4. Uyku düzeni ve yapay ışıklar: Maalesef bu konu da çok atlanan bir konu. Hatta bazen "benim kuşum benimle birlikte uyur benimle birlikte uyanır" diye iftihar bile ederiz. Ne var ki vücudun kendini tamir edebilmesi için düzgün bir uyku düzenine muhakkak ihtiyaç vardır. Vücudun kendini tamir edebilmesi, toksinlerini atabilmesi, zihninin durulabilmesi için düzgün bir uyku düzeni şarttır. Bunları anlatmak zaten vaka-ı adiyeden oldu artık. Sorun yeterince önem vermiyor oluşumuz. Vücudunu tamir edemeyen, zihnini dinlendiremeyen bir kuş hastalıklara da açık hale gelecektir. İstediğiniz kadar en iyi bakımı yapın günlük 3-4 saat uyku uyuyan bir kuş önünde sonunda hastalanacaktır. Çünkü bazı hormonlar sadece derin uykuda, kör karanlıkta salgılanır. Siz istediğiniz kadar "ama benim kuşum tv açıkken de uykusu varsa uyur" deyin. Evet artık bitkin düştüğü için uyumak zorunda kalır fakat bazı hormonları işletemez gece.
Yapay ışıklar ve doğayla olan uyumsuzluk: Normalde doğada güneş yavaş yavaş belirir ve yavaş yavaş akşam olur. Fakat yapay ışıklar aniden açılıp kapanarak sadece kuşlar değil biz insanlar için bile stres kaynağıdır. Hatta son 10 senedir insan merkezli aydınlatma konusu hızla yaygınlaşmaktadır aydınlatma firmaları arasında. Aydınlatmacı olduğum için bu konuda biraz daha detay verebilirim sanırım. Philips, osram gibi firmalar oluşturdukları konsorsiyumlarla ortak bir standart belirlemeye çalışıyorlar. Uğraştıkları konu HCL. Human center lighting demek. Türkçesi İnsan merkezli bir aydınlatma. İnsanların ve hatta tüm canlıların sirkadiyen ritmi denilen bir biyolojik saati var biliyorsunuz. Fakat ofis gibi kapalı ortamlardaki yapay ışıklar bu sirkadiyen ritmi oldukça fazla bozmakta, özellikle şehir insanını stresli, depresyonlu bir hale sokmaktalar. Bu yüzden günün saatinin ritmine uygun yapay ışıklar oluşturulması gündemde. Kabaca gündüz daha yoğun ışıkken akşama doğru daha soft ışıklara sistemin kendiliğinden geçmesi ve insanların zihninin yumuşatılması hedeflenen. Aslında bu ortalama bir elektronikçinin bile basit bir programla hazırlayabileceği bir şey. Tabii ki sektörel olarak standartlaşmak sektör problemleri. Bu kadarını bilmek yeterli bizim için.
Peki biz kuşlarımız için ne yapabiliriz? Yapabileceğimiz en basit şey çat diye ışıkları açıp strese sokmamak. kuşun bulunduğu odada aydınlatma kullanmasanız bile olur. Bırakın doğal gün ışığıyla uyusun uyansın.
Profesyonel üreticiler çoğunlukla penceresiz ortamlarda üretim yaptıkları için yavaş yavaş en yüksek seviyeye ulaşan ve aynı şekilde yavaş yavaş akşamı taklit edip sönen aydınlatmalar kullanmakta. Onların da insan merkezli aydınlatmadan haberi yok şu an. Muhtemelen ilerdeki 10-15 senede onlar da en azından ışığın renk tonunu (aslında dalga boyu) günün saatine göre ayarlayan ışıklandırmalar kullanacaklardır.
Güneş ışığı ve önemi: Kuşlarımız bizim gibi değillerdir. Onlar görünür ışık harici uvb ışınları da görebilmektedir. Bu yüzden özellikle cinsel seçilimde güneş ışığı, uvb ışıklar önemli rol oynar. Kuşlarınızı güneş ışığından mahrum etmeyin. Hem d vitamini sentezlenmesi kemikler açısından faydalı hem de onların gerçek renkleri görebilmeleri için faydalı. Bu yüzden güneşe çıkardığımız kuşlar ekstra neşelenir.
Üreticiler bunun için kuşlara özel üretilmiş uvb lambaları bile kullanmaktalar artık. Şunu da not düşmek gerekir ki sürüngenler için üretilmiş uv lambalar kuşlarımız için tehlikelidir, kullanmayınız. Kuşlar için üretilenlerde bile üretici talimatlarına uyup atıyorum yarım saat deniliyorsa yarım saatten fazla kuşun üzerinde tutulmamalıdır.
5. Genetik: Belki de en önemli konu bu olabilir. Kuşlarımızın bağışıklıkları, metabolizma hızları da kendine özeldir. Genetik konusunda üreticisine güvenmekten başka yapabileceğimiz bir şey yoktur sanırım. Yine de bir kuş sahiplenirken ben olsam bir üreticiden anasını babasını bilerek sahiplenirdim. Eğer kendiniz üretim yapıyorsanız da bir sonraki sezon için damızlık olarak kullanacağınız kuş yuvalıktaki ilk çıkan kuşlar olsun. İlk çıkan kuşlar bir rahatsızlığı yoksa henüz tdk olduğu için annenin kursak sütünden en iyi faydalanan kuştur genelde. Bağışıklığı baştan en üst düzeyde olan kuş bir sonraki sezonlarda daha az problem çıkaracaktır sizlere.
Bazı kuş türleri ise hastalıklara yatkın olarak doğarlar. Örneğin hastalıklara en dirençli ve yavru vermede en verimli kuşlar, muhabbet kuşları için bildiğimiz geleneksel yeşil kuşlardır. Baskın gene sahiptirler. Mavi seri dediğimiz yeşil olmayan kuşlar çekinik gene sahiptir. Albino, lutino dediğimiz kuşlar aslında gen yoksunu olduğu için öyle güzel görünür. Güneşe karşı hassastırlar. Jumbo türler ise bol tüylü oldukları için tüy arasında parazitler rahatlıkla üremektedir. Bu da onları hastalıklara yatkın hale getirir. Elbette her jumbo hasta olacaktır demiyorum. Risklere açık hale gelme ihtimalleri fazladır. En azından bazı şeylerin bilincinde olmak gerekli önlemleri almak için fayda sağlar.
6. Dışkı takibi: Karikatürize edilmiş dedektif gibi görünmek istemem ama dışkılar hastalıkların tespitinde çok çok çpk büyük öneme sahiptir. Dışkıları her zaman takipte olmak hastalıkların erken tespitinde büyük rol oynar. Kuş bakmak tabiri caizse b.k takipçiliğidir. Bir süre sonra iğrenmeyi bırakıp eşelemeye bile başlarsınız. Elbette burada dışkı şöyle olursa şudur böyle olursa budur diye yazı döşeyemem. Fakat bilmiyorsanız da sağlıklı bir dışkı nasıl olur gidin öğrenin. Dışkılar sebze ya da mama yenmediği halde ve sürekli olarak çok sıvı ise dikkate alın bu durumu. Bembeyaz çıkıyorsa pankreas, böbrek, karaciğer sorunlarına işaret eder. Sık beslenme olabilir. Bir kuş akarlar, parazitler, bit pire gibi bir şey yüzünden gece rahat uyuyamadıysa sürekli hareket edecek kaşınacaktır. Sabah baktığınızda dışkıları belli bir yerde toplanmak yerine dağınık olacaktır. Kanlı dışkılar, köpüklü dışkılar, kahverengi dışkılar, kıvamı ya da rengi bozuk dışkılar hep bize başka başka hastalıklar hakkında bilgiler verecek hatta bazen nokta atışı yapmamızı sağlayacaktır. Maalesef kuşlar son ana kadar yiyip içen normal yaşayan kuşlardır. Bu dışkı takibi yapılmazsa erken teşhis olmadığı için kuşunuzu bir gün tabanda ölü halde bulabilirsiniz.
7. Adaptasyon: Kuşlarımızın soğuğa fazla dayanamayacağı söylenir. Özellikle de küçük türler için. Doğrudur da. Fakat bir yandan da internette baktığınızda karlar içinde dışarda kümeste bakılan kuş da görürsünüz. Fakat siz kuşunuzu yandaki sıcak odaya, geçirseniz hasta oluyor. Bu nasıl oluyor? Aslında kuşlarımız 5-6 derecede bile yaşar. Fakat bunun için 2 koşul gereklidir. Birincisi o soğuklara yavaş yavaş adapte olması gereklidir. Bu süre zarfında o da kışlık tüylerini çıkaracaktır. Kendi uygulamam olarak şu an yuvalıkta 5 yavru olduğu halde, yavaş yavaş kışa giriyor olduğumuz halde camlar rüzgarsız ortamda açık duruyor. Bu sayede aylarca süren yavaş yavaş ısı değişimine onlar da adapte oluyorlar. Fakat detay olarak açık havada yuvalık kapağını asla açmıyorum. Yuvalığın kendine ait bir mikro iklimi var. Ani ısı değişimi yavruya zarar verir. O kadar da değil. İkinci olarak soğuk ortamda kuşlar daha fazla enerji harcarlar. Bu yüzden onlara gerekli enerjiyi vermelisiniz. Yavru bakmasa bile aspur'u, mamayı, buğday filizini aksatmayacaktım. Kışa biraz kilolu girmelerini sağlayıp devam ettirecektim. Esasen kışın değil yazın korkmak lazım adaptasyon sağlandıysa. Çünkü yanlış hatırlamıyorsam 22 derece altında bakteri üretimi epey yavaşlıyor. Yazın çok daha riskli yani.
8. Aileye yeni katılan bireyler: Özellikle acemilerin yaptığı/yaptığımız en büyük hata bir hevesle evdeki kuşumuza arkadaş olsun diye getirdiğimiz dışardan kuşların evdeki kuşu hasta etmesidir. Hatta çoğu durumda bu senaryo ölümle sonuçlanır.
Senaryo şu şekildedir. Eve getirilen kuş adaptasyon süreci sağlanana kadar ekstra bakım ve ilgi ister. Çünkü bulunduğu petshopta yıllarca kalsa oranın virüs ve bakteri yüküne alışık kuşun ortam değiştiğinde gerek stres gerek yeni ortamdan bağışıklığı düşer. Bir yandan da sizin ortamınızda hiç tanımadığı bakterilerle, virüslerle, mantarlarla tanışır. Muhtemelen de yavrudur bu kuş. Genelde de 30-35 günlük. Annesinden ayrı yem kırabiliyor olması onun bağışıklık yani immün sisteminin oturduğu anlamına gelmez. Fırsatçı virüs, bakteri ve mantarlar vücudu ele geçirir ve kuş ölür. Eğer gelir gelmez evdeki kuşla yanyana getirdiyseniz yandı gülüm keten helva. O da eve gelen kuştan tanımadığı bir virüs, bakteri ya da mantarla karşılaşır ve ölür. Bunu daha iyi anlayabilmeniz için hepimizin unutmak istediği pandemiye bakmamız yeterli. O korona virüsü yok olmadı. Biz alıştık.
Üstelik yeni kuşunuz petshoptaki yetersiz ve kalabalık bakım koşullarından dolayı gerçekten de hasta olabilir.
Bu yüzden yeni aile bireyinizi karantina altına almanız, farklı odada tutmanız, aynı kafes ekipmanlarını kesinlikle kullanmamanız, hatta taşıyıcı olmamak adına bir kuşu elinize aldıysanız kendinizi dezenfekte etmeden diğer kuşa temas etmememeniz gerekli. Anlattıklarımı abartılı buluyorsanız aşağıdaki videoyu 12:30'a atlayıp dinleyin.
Elbette yazılabilecek çok daha fazla şey vardır fakat bu yazıya sığdırmak mümkün değildir. Biraz uzun bir yazı oldu fakat okuyana katkı sağlayacağını umuyorum.
Not: Bu yazı hazırlanırken 3 demlik çay, 1 paket sigara bitirilmiştir. Fakat sigara içerken hiçbir kuşa zarar verilmemiş olup ayrı odada içilmiştir. Sigara kuşların solunum sistemine zararlı diye uzun bir yazı yazmama gerek yok sanırım.